Posts Tagged ‘stres’



Stres saçın da ömrünü yiyor

Stres saçın da ömrünü yiyor!
Psikolojik ve fiziksel birçok ratahsızlığa yol açan stres, saçların da ömrünü kısaltıyor. Stresin yanı sıra bazı ilaçların kullanımı ve beslenme bozuklukları da saç uzamasını yavaşlatabiliyor. Saçların uzamasını hızlandırmak için uzmanlar şunları öneriyor: Sebze ve meyvelerin ağırlıklı olduğu tarzda beslenmek, bol su içmek, düzenli ve yeterli uyku ilk sırada olmalı. Stres nedeniyle salgılanan adrenalin gibi hormonlar, damarlarda daralmaya yol açtığından saç köklerinde beslenme bozulur ve uzaması durur. Saç derisine uygulanacak sıcak havlular ve hafif masajlar; bu bölgede dolaşımı artırır ve saç köklerinin normal beslenmesini sağlar.”

Stres

Hiç kimse sorunsuz bir yaşam sürdürmez. Yaşamın kayıpları ve zorlukları bizi bir karmaşaya sürükleyebilir. Stres; günlük sorunlar­dan, trafik ve parasal sıkıntılara, aileden birinin ölümü ve önemli iliş­kilerde bozulma, boşanma, iş kaybı, emeklilik gibi önemli yaşam olaylarına kadar her şeyden kaynaklanabilir. Stresli yaşam olaylarıy­la karşılaşmak depresyon riskini arttırır. Günlük hayatımızın bir par­çası haline gelen, pek çok hastalık gibi depresyonun da sebeplerin­den olan stres nedir? Strese neler sebep olur ve stresten nasıl koru­nuruz? Şimdi bu sorulara cevap bulmaya çalışalım.

Stres ve Stres Kaynakları:

Stresin çok çeşitli tanımları yapılmıştır. En genel anlamıyla stres kişiye güç gelen, baskı ve engellenme yaratan, çıkmaza sokan, çaresizliğe sürükleyen, acı veren, bunaltı ve üzüntü verici yaşam olaylarıdır.
Stresin olumsuz ve zararlı bir anlamda ele alındığı görülmek­tedir. Oysa stres kişiyi zora soksa da, uyumunu tehlikeye atsa da, acı ve bunaltı verse de stresle başa çıkıldığında kişiyi ileriye, mut­luluğa, başarıya götüren bir özelliğe de sahiptir. Örneğin hami­le olmak pek çok kadın için yorucu, endişe yaratıcı, hatta acı ve­rici bir durumdur. Ancak bebeğini kucağına alabilen bir annenin mutluluğu tartışılamaz. Bu tür nedenlerle bazı araştırmacılar stre­sin aslında kötü bir şey olmadığını, bundan kaçınmanın mümkün olmadığını ve stresin motivasyon, büyüme, değişim ve gelişme için şart olduğunu belirtmişlerdir. Stres kaynaklarının özellikleri ile ilgili bilgiler gözden geçirildiğinde, stres kaynaklarının üç grupta toplan­dığı görülmektedir. Bunlar:
a) Gün­lük olaylar
b) Yaşam olayları ve
c) Spesifik yaşam durumlarıdır.
Günlük olayları stres kaynağı ola­rak ele alan çalışmalarda bir sınavın kötü geçmesi, komşunun yaptığı gürül­tü nedeniyle uyuyamama, baş ağrısı, çocuğunun matematik sınavında başa­rılı olamadığını öğrenmek gibi olaylar yer almaktadır. Stres yaratan günlük olaylar genel olarak “değişme ve uyum gerektiren süresi sınırlı olaylar” olarak tanımlanmaktadır. Yaşam olaylarını belirlemeye yönelik ölçeklerde eşin ölümü, hamilelik, ekonomik durumda
önemli bir değişiklik, emekli olma.

Stresli yaşam olaylarıyla başka bir yere taşınma, çocukların ev karşılaşmak depresyon den ayrılması gibi olaylar bulunmakta riskini arttırır. Görüldüğü gibi yaşam olayları, günlük olaylardan farklı olarak daha uzun bir sürece yayılan ve yaşam biçiminde genel değişikliklere yol açan olaylardır. Spesifik yaşam durumları yaklaşımında ise anne ba­ba ilişkilerinde sorunların yaşanması, alkol sorunu yaşanan aile or­tamı, iş yaşamında sorunların olması, menopoz döneminde olma gi­bi kronik durumlar ele alınmaktadır.

Çocuklarda Stres:

Kısa bir süre öncesine kadar birçok insan, insanların stres nedeniyle tedavi görmesini garipseyebilirdi. Günümüzde çocukların en az erişkinler kadar stresten olumsuz yönde etkilendiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çocuklar duygularını ifade etmekte zorlandıklarından yaşadıkları gerilimi, korkuyu ve olumsuzlukları bizlere anlatamayabilirler. Duyguların ifade edilmesi erişkinler için daha kolaydır. Bu nedenle çocukların stresten daha çok etkilendiği bile söylenilebilir.

Stres insan zihnini meşgul eden, insanın vücudunu ve ruhunu yoran bir çeşit baskı olarak nitelendirilebilir. Stresin birçok sebebi olabilir. Okulda yaşanan kötü olaylar, sınavlarda başarısızlık, arkadaş ilişkilerinin bozulması, çok sayıdaki ev ödevi, hayatın her aşamasının önceden planlanması, anne ve babanın boşanması, dinlenme zamanının yeterli olmayışı gibi nedenler stresin nedenleri arasında yer almaktadır. Vücudun her zamankinden daha fazla çalıştırılması, yetersiz ve düzensiz beslenme, yetersiz uyku, yetersiz egzersiz, aşırı gürültü, hava kirliliği, gıdaların içinde bulunan kimyasal maddeler, kazalar veya yaralanmalar stresin diğer nedenlerindendir.

Bu etkenlerden birkaçı bile bir araya geldiğinde, çocuğunuz başa çıkabileceğinden daha çok sorunla karşılaşmış olur. Birçok aile aşağıdaki belirtilerin ortaya çıkması ile birlikte çocuklarının stresli olduğunu fark eder:

■ Kalp atışlarının artması ve nabzın yükselmesi
■ Baş dönmesi
■ Kas gerginliği
■ Gevşeyememe ve rahatlayamama durumu
■ Gerginlik (sinir krizleri)
■ Uykusuzluk
■ Alerjiler
■ Cilt problemleri
■ Baş ağrısı
■ Yorgunluk

Yukarıda belirtilen belirtiler stres altında olan pek çok çocukta görülmektedir. Ancak belirtiler bunlarla sınırlı değildir. Hiperaktivite, iştah kaybı (bir anda çok fazla yemek yeme isteği ve hemen sonrasında iştahın kapanması), kâbuslar, karabasanlar, çocuk oyunlarına ve oyuncaklarına duyulan ilginin azalması, güven eksikliği, öz güven eksikliği ve dış görünüşe olan ilginin azalması da stresin diğer belirtileri arasında yer almaktadır. Stresli olan bir çocukta karın ağrısı, aşırı sinirlilik hali, uyku sorunları ve mantık çerçevesinde açıklanamayan korkular görülebilir.

Stres, fiziksel belirtileri, zihinsel ve duygusal sorunlarla şiddetlenen birçok hastalığın ana nedenidir. Hastalıkların %50-80′inin nedeni strestir. Ancak bu hastalıkların tek nedeninin stres olduğu söylenemez.

Doğal sağlık tedavileri:

■ Esansiyel yağlar stresle mücadele için kullanılabilecek en önemli doğal sağlık tedavilerindendir. Esansiyel yağların birçoğu sinir sistemini doğrudan etkileyerek beynin ve vücudun rahatlamasını ve sakinleşmesini sağlar. Esansiyel yağların dışındaki yağlar da stres düzeyinin azaltılması için kullanılabilir. Aromaterapi yağları ile yapılan masaj (özellikle de masaj esnasında annenin çocuğu ile fiziksel teması) sonrasında birkaç damla esansiyel yağ damlatılarak hazırlanmış olan küvet suyu çocuğunuzun dertlerini ve tasaları alır götürür. Papatya, ıtır çiçeği, lavanta, gül ve portakal çiçeğinden çıkarılan “neroli” adlı esans sakinleştirici bir etkiye sahiptir. Yağlar vücutta yer alan ve stresle güçsüz bir hal alan adrenalin sistemini de güçlendirir. Biberiye ve limon yağlan adrenalin sistemini güçlendiren yağlardandır. Ancak bu yağları doğrudan çocuğunuzun cildi üzerinde kullanmaktan kaçının. Bu yağları buharlaştırıcı bir etkiye sahip cam bir tüp içine koyarak çocuğunuzun teneffüs etmesini sağlayın.

■ Masaj strese çok iyi gelmektedir. Çocuğunuz aşırı stres altındaysa, ona mutlaka masaj yapın. Bebekler ve çocuklar masaja bayılır. Ergenlik çağına giren birçok çocuk müzik eşliğinde yapılan omuz masajlarını sever. Çocuğunuz masajı reddediyorsa, kendisini ikna etmeye çalışın. Çocuğunuz televizyon izliyorken, topuğuna yapacağınız masajın da ne kadar etkili olduğunu görebilirsiniz.

■ Yeterli ve düzenli bir beslenme sistemi en etkili stresle mücadele yöntemlerindendir. B vitamini takviyesi stresle mücadelede kullanılabilir. Vitamin hapı kullanmak istemiyorsanız, çocuğunuzun beslenme sistemine B vitamini içeren gıda maddelerini dahil edin.

■ C vitamini strese iyi gelen ve bağışıklık sistemini güçlendiren bir vitamin türüdür. C vitamini çocuğunuzun kendisini daha sağlıklı ve dinç hissetmesini sağlar.

■ Lavanta, papatya, yulaf, pasiflora ve mine çiçeği tonik olarak kullanıldığında sinir sistemini rahatlatır. Bu bitkilerden birçoğu yatıştırıcı bir etkiye sahip olduğundan sadece yatmadan önce kullanılmaları uygundur.

■ Ginseng çok iyi bir antistres (adaptojenik) kaynağıdır. Bu nedenle çocuğunuzun yorgun ve stresli olduğu durumlarda, ginsengi tercih edebilirsiniz. Ginseng bağışıklık sistemi üzerinde de oldukça etkilidir ve vücuda enerji verir. Bazı terapistler, stresli dönemlerde çocuklara düzenli olarak ginseng verilmesini tavsiye etmektedir.

Faydalı terapiler:

Ayurveda, homeopati, masaj, refleksoloji, kranyal osteopati, osteopati, müzik tedavisi, meditasyon, hipnoterapi, herbalizm, geleneksel Çin terapileri, akupunktur, sanat terapisi, besin terapileri ve yoga.

Evde yapabilecekleriniz:

■ Düşük düzeyli stresler, her insan için faydalıdır. Stres gereğinden daha yüksek bir seviyede yaşanıyorsa, sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Bağışıklık sistemimizin güçsüzleşmesi ve direncini kaybetmesi stresin en olumsuz etkilerinden biridir. Stresli bir çocuğun mutlaka sakinleşmesi ve rahatiatıfması gerekmektedir. Çocuğunuz sevdiği bir hobi ile meşgul olursa stres düzeyi de azalır. Çocuğunuza daima anlayış gösterin ve onu yüceltin. Bu şekilde hissettiği stresi en aza indirgemiş olursunuz. Çocuğunuz kendisini ne kadar iyi hissederse, stresli bir durumla karşılaştığında bu durumun üstesinden gelmeyi o kadar iyi başarır.

■ Çocuğunuzun kendisine zaman ayırmasını sağlayın. Bazı çocuklar çok çalışmaktan ve her zaman birtakım işlerle uğraşmaktan mutluluk duyarlar. Ancak bu tür çocukların bile boş vakte ihtiyacı vardır. Çocuğunuzun stresli olduğunu hissediyorsanız, yapmakta olduğu işe ya da çalışmasına ara vermesini sağlayın.

■ Ailece bir arada zaman geçirmeye çalışın. Çocuğunuzun arkadaşları ile oynamasına da fırsat tanıyın.

■ Çocuğunuzun beslenme düzenine özen gösterin. Yiyip içtiklerimizin stres düzeyimizi etkilediğini unutmayın.

■ Çocuğunuz ile fiziksel temas kurun. Çocuğunuza dokunun, saçlarını okşayın ya da sırtını sıvazlayın.
Dokunuşlarınızdan güç alan çocuğunuz kendisini daha iyi hissedecektir.

■ Çocuğunuzun çok fazla kafeinli yiyecek ve içecek tüketmesine mani olun. Çikolata ve kahve gibi gıda maddelerinde bulunan kafein çocuğunuzun vücudundaki adrenalin seviyesi ile birlikte stres düzeyini de yükseltir.

■ Çocuğunuzu olumlu düşünmesi için teşvik edin. Çocuklar erişkinler dünyasında yaşanan sorunların çözümü için de hazırlıklı olmalıdır. Aileler çocuklarına stresten uzak bir hayat sağlamakla yükümlü olsa da, tüm çocuklar stresli durumlarda olumsuzlukların üstesinden nasıl gelebileceklerini de öğrenmelidir. Hiçbir şey yolunda gitmese de, çocuğunuz sorunlarını nasıl aşacağı hakkında düşünebilmeli ve ileriye dönük planlar yapabilmelidir.

■ Çocuğunuzun istediğini istediği şekilde yapabileceği belirli günjeri olsun. Tatiller bu tür günler için oldukça uygundur. Bu günlerde çocuğunuzu hiçbir şey için zorlamayın. Çocuğunuz isterse ödevini yapsın, isterse bisiklet binsin, isterse piyano çalsın ya da top oynasın. Bu şekilde çocuğunuzun kendisini hiçbir baskı altında hissetmeden özgür bir gün geçirmesini sağlamış olursunuz.

■ Çocuğunuzun düzenli olarak egzersiz yapmasını sağlayın ve yapılan egzersizlerin mümkün oldukça eğlenceli olmasına gayret edin.

■ Çocuğunuzla iletişim kurun. Hislerini ve düşüncelerini ailesi ile açıkça konuşan bir çocuk stresi kolayca yenebilir. Çocuğunuz size açılamıyorsa, en çok güvendiğiniz aile ferdinden ya da öğretmeninden çocuğunuzla konuşmasını rica edin. Çocuğunuza hislerini açığa vurması kadar doğal bir şeyin olmadığını söyleyin. Çocuğunuz ağlamanın ya da öfkelenmenin tüm insanlara özgü tepkiler olduğunu bilmelidir. Ağlamak kadar öfkelenmek de stresi açığa vurduğundan çocuğunuzun sakinleşmesini sağlayacaktır.

■ Çocuğunuzun yapmaktan hoşlandığı şeyleri yapmasını sağlayın. Resim yapmak, boyama yapmak, kompozisyon yazmak, müzik dinlemek ve sinemaya gitmek çocukların en çok hoşlandığı faaliyetlerdir. Arkadaşları ile vakit geçiren, sporla uğraşan ve kendi odasında yalnız kalarak başını dinleyen bir çocuk stresin de üstesinden gelmeyi başarır.

■ Bölümde stresle başa çıkmanın yollarını anlatmıştık. Bu bölümü yeniden gözden geçirebilirsiniz.

Adetten (Regl) Kesilme ve Bitkilerle Tedavisi

12-13 yaşındaki gençkızlarda rahim ve yumurtalıkların gelişmemesinden ya da rahim eğriliğinden adet yokluğu görülebilir . Genç ve orta yaşlardaki bayanlarda birden bire adet kesilmesi ruhsal sıkıntıdan (psikolojik rahatsızlıklar) kaynaklanabileceği gibi vücudun zayıf düşmedi, kansızlık, hormonların az salgılanmasın dan da kaynaklanabilir.

Şifalı bitkilerle tedavi sürecinde; bitkiler adete 3-4 gün kala içilmeye başlanmalıdır. Regl süresince de içilmeye devam edilmelidir. Toplam 7-8 gün boyunca günde 3 su bardağı içilmelidir. Tavsiye edeceğimiz bitkilerden sadece biri içilebileceği gibi bunlardan 3-4 taneside karıştırılarak içilebilir. Bu uygulamalar 3-4- ay üst üste yapılmalı daha sonra ara verilmelidir. Eğer problem giderilememişse 2 ay sonra aynı uygulama tekrarlanmalıdır. Bu arada dengeli beslenilmelidir. Şişman olan bayanlar kilo vermeye çalışmalı, unlu ve şekerli gıdalardan uzak durmalıdır. Kasıkların kuvvetlenmesini sağlayıcı jimnastik hareketler her sabah yapılmalıdır.

MAYDANOZ
1 Litre suya 100 gr. kökü veya tohumu konur 15 dakika kaynatılıp 30 dakika demlenir. Ya da Günde 3 subardağı ılık ılık içilir. 1 litre suya 50 gram maydanoz kıyılarak konur ve 5 dakika kaynatılıp 20 dakika demlenir. Yine bundan 3 su bardağı içilir.

CİVAN PERCEMİ = ARAPSAÇI
Soğuktan veya psikolojik rahatsızlıklardan (stres) dolayı kesilen , azalan adeti söktürür. 1 litre sıcak suya 30 gr. bitki konur, günde 3 su bardağı içilir.

PAPATYA
Sinir bozuklukları, stres kaynaklı kesilmelere , güç ve ağrılı adet geçiren bayanlara iyi gelir. 1 su bardağı sıcak suya 5 adet kuru papatya kıyılarak konur. 10 dakika sonra süzülür. Günde 3 su bardağı içilir.

NERGİS
Kansızlık ve sinir bozukluğundan kaynaklanan regl kesilmesine, hormon yetersizliğinden dolayı az ve güç gelen regle iyi gelir. Nergisin yaş hali (taze) kullanılırsa daha iyi olur. 1 su bardağı sıcak suya 4-5 adet yaş çiçek ufalanarak konur.10 dakika sonra süzülür, bu şekilde günde 3 su bardağı içilir.

SAFRAN
Bol miktarda kadınlık hormonu içerir. Ağrılı adete, adet kesilmesine kasıklarda meydana gelen ağrılara iyi gelir.Rahimi uyarır ve çalıştırır. 1 çay bardağı ılık suya 1/4 kahve kaşığı konur günde 3 bardak içilir.

KİMYON
Güç ve ağrılı adete iyi gelir. Günde 2-3 kahve kaşığı kimyon yemeklerde yenir.

ANASON
Güç ve ağrılı adete iyi gelir. Anne sütünüde arttırır. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konur 10 dakika sonra süzülür, günde 3 bardak içilir.

REZEYAN
Kısa süren adetin süresini uzatır. Anne sütünü arttırır. anne ve bebeğin gazını söktürür. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konurgünde 3 bardak içilir.

HAVUÇ TOHUMU
Kısa süren regli normal süreye sokar. süt arttırır. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konurgünde 3 bardak içilir.

KARABAŞ OTU
Rahimin hareketini arttırır. Böylece kesilen adetin yeniden başlatır.Adet sırasındaki ağrıları giderir. 1 çay bardağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı karabaşotu ufalanarak konur 10 dakika sonra süzülerek içilir. Günde 3 bardak içilir.

MİSK ÇAYI
Kısa süren regli normale sokar. Adet sancılarını giderir. 1 çay barddağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı yaprak ve çiçeği konur.10 dakika sonra süzülür. Günde 3-4- defa tekraralanır.

BAHAR YORGUNLUĞU

Bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişiklikler beraberinde yorgunluğu da getiriyor. Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanıyor ve önlem alınması gerekiyor. Önlem alınmazsa bahar yorgunluğu kronikleşebiliyor.

Kışın soğuk günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine ılıklığına bırakırken birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler gözleniyor. Bu yakınmaların çoğu bahar yorgunluğuna bağlanıyor.

Bu yorgunluğa bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarında yakınmaların arttığını belirtiyor. Bahar yorgunluğu önlem alınmazsa kronik yorgunluk sendromuna da dönüşebiliyor.

Havadaki elektrik artıyor

Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artıyor. Bu yükün iyonlar aracılığıyla taşındığı vurgulanmaktadır. Pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik getirir. Negatif yüklü iyonların artması ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere neden olur. Havadaki elektrik yükü şehirlerde daha fazladır. Taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik keşmekeşi elektrik yükünü artırır.

Elektrik yükünün yoğunluğu, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi tırmandırıyor. Bu durum, damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede olursa ülsere bile neden olabiliyor. Uzmanlar, bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanısıra bol sulu gıdaları da soframızdan eksik etmememiz gerektiğini söylüyorlar; çünkü meteorolojik değişiklikler yüzünden vücuttaki su oranında bozukluklar görülebiliyor.

Bahar yorgunluğunun etkilerinden kurtulmak mümkün. Eğer yakınmalar süreklilik kazanmışsa ve kendinizi her zaman halsiz ve bitkin hissediyorsanız, kronik yorgunluk ile karşı karşıyasınız demektir.

A tipi insanlar aday

Eğer, yönetici kadrosunda çalışan sorumluluğu fazla olan biriyseniz, halsizlik, kırıklık, boğaz ve baş ağrılarıyla gelişen kronik yorgunluk sendromu sizin de kapınızı çalabilir. Kronik yorgunluk sendromu olan kişi, gözlerinin önünde beneklerin uçtuğunu, devamlı baş ağrısı ile birlikte sanki kerpetenle ensesinin sıkıldığı hissine kapıldığını söyler. Eklem ağrılarından yakınır. Bu kişilerin işteki konsantrasyonları bozulur. Eklem ağrıları, ruhsal sıkıntılar yakalarını bırakmaz.

Kronik yorgunluk sendromuna yakalanan kişilerin çoğunluğu yaptığı işten, çalışma ortamından ötürü devamlı duygularını, sıkıntılarını baskı altına alıyor. Bu şekilde yıllarca baskı altında kalan duygular, stres ve iş yoğunluğu sonucunda patlama noktasına geliyor.

Mutsuzluk yorgunluğu

Bahar yorgunluğu ve kronik yorgunluk dışında bir de “mutsuzluk yorgunluğu” denilen bir yorgunluk türü var. Kendini sürekli halsiz, isteksiz, yorgun hissedenler bu gruba giriyor. Söz konusu kişilerin yorgunluk hisleriyle mutsuzlukları arasında bağlantı olduğunu belirtiliyor. Mutsuzluk yorgunluğu, insanın psikolojisiyle çok yakından ilgilidir. Bu sorundan kurtulmak için öncelikle yaşamı sevmek, mutsuzlukların, hayal kırıklıklarının gelip geçici olduğuna inanmak gerekir. Söz konusu gruba giren kişilerde şikayetler bedensel bir rahatsızlıktan değil de, psikolojik sorunlardan kaynaklandığı için hastaların psikolojik tedavi görmesi gerekebilir.

Kronik yorgunluktan korunun

Kronik yorgunluğunuzun gerçek nedenini araştırın. Eğer sorun iş yoğunluğunuz ise çalışma temponuzu düşürün, monotonluk ise yaşamınızı renklendirecek uğraşlar bulun.

* Kronik yorgunluğa karşı en iyi ilaç tatile çıkmaktır. İmkanlarınızı zorlayarak birkaç günlüğüne de olsa kent dışına kaçın.

* Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri güneşli günlerde yapmaya özen gösterin.

* Her sabah 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın. Ama vücudunuzu aşırı yormaktan da kaçının. Jimnastik yapacağınız odayı ciğerlerinize bol oksijen girmesi için bir süre havalandırmayı unutmayın.

* Sofranızdan meyve ve sebzeyi eksik etmeyin. Sevmeseniz de mevsimin özelliğini taşıyan meyve ve sebzelerin bütün çeşitlerinden bol miktarda yiyin.

Önlemler

* Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı oluyor. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunuyor.

* Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

* Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

* Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.

Zona Hastalığının Tedavisi ve Belirtileri

Uzmanlar, Herpes Zoster suçiçeği virüsünün yaptığı bir enfeksiyon olan Zona hastalığına, suçiçeği geçiren insanların yakalanma oranının % 20 olduğunu belirtiyor.
Herpes Zoster suçiçeği virüsü, sinir köklerinde aktif olmayan bir şekilde yaşamını sürdürür ve yeniden aktifleştiğinde Zona hastalığı gelişir. Suçiçeği geçiren kimselerin % 20’si Zona hastalığı geçirir.

Virüsü uyandırıp aktifleştiren neden bilinmemektedir. Vücudun enfeksiyonlarla baş etmesini sağlayan bağışıklık sistemindeki bir güçsüzlük virüsün çoğalmasına ve sinir boyunca deride yayılmasına neden olur. Çocuklar bile Zona hastalığı geliştirebilmesine rağmen, genellikle 50 yaşın üzerinde rastlanır. Hastalık, travma, stres gibi faktörler Zona hastalığı geçirilmesine neden olabilir.

Herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi zayıflayan kişi Zona hastalığı geçirebilir. Bu kişilerde hastalık ciddi seyretmeye eğilimlidir. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı lösemi, lenf oma gibi kanserler ve de AIDS’de Zona hastalığı sık görülür. Kanser kemoterapisi ve radyoterapi, organ naklinde kullanılan ilaçlar, uzun süreli kortizon kullanımı bağışıklık sistemini baskılayabilir.

Zona hastalığının belirtileri nelerdir ?

Zona hastalığının ilk bulgusu derinin belirli bir bölgesinde yanma batma tarzında ağrı ve duyarlılık artışıdır. Bu ağrı döküntünün gelişmesinden 2-3 gün önce döküntü alanında başlar. Bu arada baş ağrısı ve ateş olabilir. Bu alanda daha sonra kızarıklık ve şeffaf su kabarcıkları gruplar halinde oluşur. Bu kabarcıklar 2-3 hafta kadar sürer. Bu kabarcıklar koyu renkli kan ile dolar, sonra kabuklanır ve iyileşmeye başlar. Ağrı daha uzun süre sürebilir. Nadir olarak döküntü hiç görülmemeksizin de ağrı olabilir.

Ağrının şiddeti nasıldır?

Ağrı sıklıkla ağrı kesici ilaçlar kullanmayı gerektirecek kadar şiddetlidir

Zona hastalığı genellikle vücudun hangi bölgesinde görülür?

Zona hastalığı genellikle gövdede ve kalçalarda görülür. Fakat yüz, kol ve bacaklarda da görülebilir. Gözde kalıcı hasar bırakabildiği için göz de hastalık görüldüğünde dikkatli bir bakım gerekir. Burun ucunda su kabarcığı oluşmuşsa bu göz tutulumunun olduğunu gösterir. Bu durumda muhakkak Göz Hastalıkları uzmanı tarafından muayene yapılmalıdır.

Zona hastalığının komplikasyonları nelerdir?

Deri döküntüleri geriledikten sonra Zona hastalığına ait ağrı kalabilir. Özellikle yaşlı hastalarda ağrı aylar ve yıllar boyu kalır. Zona hastalığının erken evrelerinde tedaviye başlamak ağrı gelişimini engelleyebilir.

Su kabarcıklarında bakteri enfeksiyonu gelişebilir ve bu yaraların iyileşmesini engeller. Döküntüde ağrı ve kızarıklık artarsa muhakkak doktorunuza başvurun. Bu durumda antibiyotik tedavisi gerekebilir.

Diğer bir durum Zona hastalığının tüm vücuda ve diğer organlara yayılmasıdır. Nadir olarak görülen bu durumda bağışıklık sistemi baskılanmıştır.