Posts Tagged ‘sağlık’



Lohusalıkta yaşanan cilt problemleri

Lohusalıkta yaşanan cilt problemleri

Kadınlar lohusalıkta en çok doğum lekelerinden, çatlaklardan, varislerden, göğüs ucu zedelenmelerinden ve tüylenmeden şikayet ederler. Üstelik, bu cilt problemlerinin çoğu da tedavi görmeyi gerektirir, kendiliğinden geçmez. Yeni annelerin istediği tek şeyse hamilelik öncesinde olduğu gibi bakımlı ve güzel görünmek. Peki, bunun için ne yapılmalı? Nelere dikkat edilmeli?

Kadınların hamilelikte olduğu gibi lohusalık döneminde de kendilerine özen göstermeleri gerektiğini ve bilinçli bir bakıma ihtiyaçları olduğunu belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan’ın bu konudaki önerileri size yardımcı olacak.

Sivilceler için doktora danışın

Yüzde bulunan yağ salgısı, hamilelik süresince artar. Bu da hamilelikte sivilcelerin çoğalmasına neden olur. Anne adayları; dıştan kullanılacak ürün bile olsa, bunun emilip kana geçme ihtimali bulunduğunu unutmamalı. Özellikle hamilelik süresince vitamin A ve yüksek dozda salisilik asit içeren ürün kullanımı önerilmez. Kullanılacak kozmetik ürünler geniş yüzeye uygulanacaksa kullanmadan önce cilt uzmanlarına danışılmalıdır. İltihabi akneler mevcutsa, kullanılacak antibiyotiklerin lohusa anneler açısından risk taşımadığından emin olunması gerekir.

Peeling kana geçer

Peeling, ciltteki ölü derileri temizleyerek cildi rahatlatır, özellikle vücut peelingi amacıyla kullanılacak ürünlerin geniş yüzeyle temas edip kana geçme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Hamilelik ve emzirme dönemini de içeren lohusalıkta, bu yüzden geniş yüzeylerde kullanılacak peeling ürünleri seçiminde dikkatli olunmalıdır. Yağlı ciltler için uygun olan temizleyici ve toniklerle yağlanma baskı altına alınır. Cilt doktorlarının önerdiği güvenilir olan sivilce ilaçlarıyla sivilceler tedavi edilir.

Meme ucu zedelenmeleri

Meme uçları, cilt çatlaklarının görüldüğü diğer bir bölgedir. Bebeğin meme emmesiyle meme uçlarında çatlaklar ve yarıklar oluşabilir. Bazı durumlarda çatlak olan bölgelerden enfeksiyon gelişebilir. Çatlaklardan korunmak amacıyla meme uçlarının ılık sularla temizlenmesine özen gösterilmeli, bitkisel içerikli ve lanolin içeren kremlerle emzirmeyi takiben memeler nemlendirilmelidir.

Ayakları iyi kurulayın!

Lohusalık döneminde ter bezlerinin sayısında artma görülür. Hamilelikte vücuttaki fazla suyun atılma yollarından biri de terdir. Ayaklardaki fazla terleme mantar hastalığının gelişmesine zemin hazırlar. Ayakların ıslak kalmamasına, çok iyi kurulanmasına ve nemli tutulmamasına önem verilmelidir.

Tırnaklar ve eller nem ister

Tırnaklar bu sürede daha kırılgan, daha yumuşak olur. Emzirme döneminde kimyasal maddelerle temasın artması, tırnak sorunlarının bu dönemde devam etmesine neden olur. Tırnaklar nemlendirilmelidir ve el bakımına dikkat edilmelidir.

Saçlarınızı kimyasallardan koruyun

Değişen hormonlar saçları da farklı şekilde etkiler. Hamilelik süresince saçlarda gürleşme, sertleşme görülür. Doğum sonrası ilk 6 ay saç dökülmesi görülür. Bu dökülme geçicidir. En geç bir yıl içinde dökülen saçlar tekrar çıkar. Hastalar dökülme süresince saç kozmetiklerinden uzak durmalı, saçlarını mümkün olduğu kadar az boyatmalı, kullanılacak boyaların da bitkisel olmasına dikkat etmelidirler. Emzirme süresince annede gelişebilecek vitamin ve mineral eksikliklerinin de dökülmeyi arttıracağı unutulmamalıdır. Cilt doktorlarının önerisi doğrultusunda, saç dökülmesine uygun tedaviye başlanması gerekebilir.

Tüy sorununu emzirme sonrasına bırakın

Tüylenmede artış, hormonların sebep olduğu bir diğer değişikliktir. Emzirme sonrası lazer yöntemiyle epilasyon ile istenmeyen kıllarla baş edilebilir.

Botokstan uzak durun

Kozmetik uygulamalar hamilelik döneminde önerilmez. Yapılacak işlemlerin güvenirliği ile ilgili yeterli bilgi bulunmadığından dolayı botoks, dolgu ve peeling gibi işlemler emzirme kesildikten sonra önerilir.

Cilt lekeleri için…

Cilt lekeleri çoğu kadının bu sürede yaşadığı bir sorundur. Lekeler, esmerlerde daha belirgindir. Hamileliğin erken dönemlerinde başlar ve lohusalık döneminde de şiddeti hafifler. Hormonal değişim ve genetik faktörler lekelere zemin hazırlar. Lekeler hamilelik ve lohusalık döneminde C vitamini gibi bitkisel içerikli doğal ürünlerle tedavi edilir. Güneş koruyucular tedavinin en önemli parçasıdır. Lohusalık bitiminde ise kimyasal içerikli renk açıcılar ve peeling ile lekelerde belirgin derecede azalma sağlanır. Peeling işlemiyle lekeli bölgelerde açılma sağlanırken, aynı zamanda ciltte parlaklık, sağlıklı bir görünüm de kazanılır.

Çatlak tedavisinde…

Çatlaklar kadınları çok fazla rahatsız eden hamilelikte gelişen bir diğer kozmetik sorundur, özellikle karın, kalça ve göğüs uçlarında görülür. Başlangıçta pembe-mor renkte olan çatlaklar, ilerlediği zaman sedef ve gümüş rengine dönüşür. Kullanılacak ürünlerle başlangıç aşamasında olan çatlaklar hafifletilebilir. Çatlakların oluşmaması için alınacak en ideal önlem, cildi nemlendirmektir. Cildin nemli tutulması ani gerilmeye karşı dayanıklılığı arttırır. Özellikle meyve asidi içeren ürünler, çatlakların hafiflemesine yardımcı olur. Emzirme sonrası vitamin A içeren ürünlerle çatlak tedavisi yapılır.

akneler, aşırı tüylenme, botoks, çatlaklar, cilt çatlakları, cilt lekeleri, cilt problemleri, Cilt Sağlığı, cilt sorunları, doğum lekeleri, doğum sonrası cilt bakımı, ellerin bakımı, göğüs ucu problemleri, lohusalık dönemi, lohusalıkta cilt problemleri, lohusalıkta cilt sorunları, meme ucu zedelenmeleri, peeling, sağlık, tırnakların bakımı, varisler

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Bildiğimiz gibi dün ve bugün cinsel yol ile bulaşan hastalıklar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için her zaman sorun olmuştur. beraberinde maddi ve manevi sorunlarıda birlikte getiren bu enfeksiyonlar genel olarak std(sexually transmitted dısease) olarak adlandırılırlar.

Bu makalede bu hastalıklar hakkında özet bilgiler vermek geçiş yolları hakkında bilgi edindirmeyi amaçladım. cinsel yollla bulaşan hastalıkların başlıcaları:

HEPATİTLER(HEPATİT B VE C)
AİDS(HİV VİRÜSÜ)
SİFİLİZ(T. PALLİDUM=KONDİLOMA LATA)
BEL SOĞUKLUĞU(GONORE: N. GONORRHEA)
TRİKOMONAS VAJİNALİS
BAKTERİYEL VAJİNOZİS
VULVOVAJİNAL KANDİDİAZİS
KLAMİDYA TRACHOMATİS
MİKOPLAZMA HOMİNİS
UREAPLAZMA UREALYTİCUM
GENİTAL WARTS(=KONDİLOMA AKÜMİNATA=HPV VİRÜSÜ)
GENİTAL UÇUK(HSV-2)
MOLLUSCUM KONTAGİOSUM(POX VİRÜSÜ) vs sayılabilir.
Bu enfeksiyon ajanları korunmasız cinsel ilişki ile taşıyıcı yada hasta kişiden diğer kişilere bulaşabilmektedir.bulaşma sıklıkları ve oranları ajanın virülansı ile (hastalık yapma gücü) doğrudan ilişkilidir. örneğin hepatit b virüsünün virülansı aids virüsünden; bilinenin aksine yaklaşık 30 kat daha fazladır.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken şey bu enfeksiyonlarda “lokomotif etki”nin varlığıdır. yani bu ajanlardan birisine rastlanılırsa aynı yolu kullanan enfeksiyon ajanları da aynı anda bulaşmış olabilir. bu sebeple hasta ve cinsel partnerine geniş çaplı olarak değerlendirme yapılmalıdır. kadınlarda özellikle semptomatik olan bu enfeksiyonlar erkeklerde genellikle asemptomatiktir( bu nedenle partnerinde enfeksiyon rastlanan erkekler kendisinde enfeksiyon olma ihtimalini ve tedaviyi reddedebilir.) std hastalıklarından b. vajinozis ve kandida dışındakiler de( biz bunlara da eş tedavisi veriyoruz)eş tedavisi, hastalığın nüksünü önlemek açısından gerekli olmaktadır.

Hasta hekime genellikle vajinal akıntı yada dış dudaklarda değişik şekil ve boyutlarda cilt lezyonları ile başvurmaktadır.bu konuda tecrübeli bir göz, her nekadar lezyonun makroskopisinden hastalığın tanısını koyabilmekte ise de lezyondan punch biyopsi yapmak ve vajinal akıntıdan standart kültür ile klamidya vs kültürleri de alınmalıdır.

Bununla da yetinmeyip hastadan ve partner(ler)inden serolojik(kan tahlilleri) analizler yapılmalıdır..Ayrıca anamnezde hastanın risk durumu belirlenmelidir( mesleği,yaşı, sosyoekonomik durumu,cinsel eğilimleri vs) uygun ve kaliteli laboratuarlar ile yapılan mikrobiyolojik analizlerle, etken mikroorganizma belirlenerek uygun ve güncel tedavi protokolü hastaya ve partner(ler)ine uygulanmalıdır. saptanan mikroorganizma sağlık bakanlığının bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda ise mutlaka ulusal veri bankası için bakanlığa durum bildirilmelidir.günümüzde en popüler std ajanı genital siğiller olup her kadın yılda bir smear testi yaptırmalıdır. smear testinde hpv enfeksiyonu saptanabilir(smear testi ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra yapılmaya başlanır.
3 kez üstüste negatif gelmesi durumunda 2-3 yılda bir yapılabilir. 65 yaşına dek smear alınması önerilmektedir.hpv enfeksiyonu sıklığı toplumda % 1 dir.. kanser yapan türleri bulaştan sonra 15-20 yıl içinde kanser yapma riskine sahiptir.günümüzde bilinen 100’ün üzerinde tipi mevcuttur.bunu önlemek için piyasaya aşılar sürülmüştür.

DİŞLERİNİZDEKİ AMALGAM DOLGULAR ZARARLI MI ?

U.M ilk defa saçlarının dökülmeye başladığını fark ettikten sonra geçen 9 yıl içerisinde uzun, sarı saçlarını kaybeder. Arkasından şiddetli baş ağrıları ortaya çıkar. Zaman zaman da okulda kendini kaybetmektedir. U.M 12 yaşında iken gittiği doktoru Romatizma ve Eklem iltihabı teşhisi koymuştur. İştahı yoktur, sık sık gripal enfeksiyon oluşmakta ve sinüzit komplikasyonu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca psikolojik problemler de bu olumsuzluklara eklenmektedir. Yetişkin yaşa geldiği zaman ise kendini ağır bir depresyon tablosunun içinde bulur. Gittiği doktorların hiçbiri tam anlamıyla yardımcı olamamakta ve her şikayet ayrı ayrı değerlendirilip tedavi de ona göre uygulanmaktadır. Hiç kimse bütün bu şikayetlerin aynı nedenden kaynaklandığını düşünmemektedir.

Nihayet günün birinde diş hekimi P.E 160 hasta üzerinde yapmış olduğu bir çalışma kapsamına U.M yi de alır. Diş hekimi P.E çalışmasında; çürük nedeniyle daha önce amalgam dolgu yaptırıp, U.M gibi tedaviye cevap vermeyen değişik şikayetleri olan hastalardaki dolguları çıkartmakta ve hastaların şikayetlerinde bir düzelme olup olmadığını takip etmektedir. Alınan sonuç çarpıcıdır; amalgam dolguların çıkartılmasından sonraki ilk 1 yıl içerisinde hastaların büyük çoğunluğu ( % 83 ) şikayetlerinin “çok iyi” veya “iyi” olduğunu ifade etmişlerdir. Sonuç göstermektedir ki amalgam dolgunun çıkartılması şikayetlerin düzelmesi ve devamlı bir iyileşme sağlamaktadır.

U.M amalgam dolgularının çıkartılmasından yaklaşık 1.5 sene sonra depresyonunun düzeldiğini baş ağrılarının kalmadığını ifade etmekle kalmıyor daha önceki yıllarda, sık sık istirahat alarak çok sevdiği öğretmenlik mesleğini icra etmeyi aksattığı halde bugün mesleğinden ve hayattan zevk alarak çalışmaktadır. Ona 20 yıldan beri hayatı çekilmez, yaşanmaz hale getiren şikayetleri artık yoktur…
Teşhis : Cıva Zehirlenmesi

Cıva ihtiva eden amalgam sadece resimde de görüldüğü gibi dişin çürük olan kavitesinde dolgu materyeli olarak kalmayıp vücuda yavaş yavaş yayılarak kronik cıva zehirlenmelerine de neden olabilmektedir. Bu çalışmalar ile paralel olarak cıva zehirlenmesi ile ilgili diğer bazı yayınları da özetliyecek olursak;

Hayvan deneyleri göstermiştir ki, cıva çok hızlı bir şekilde vücuda yayılarak hassas organları olumsuz etkileyebilmektedir. Kanadalı bilim adamlarının koyunlar ve maymunlarda yapmış oldukları amalgam dolgulardan yaklaşık 1 ay sonra mide, barsaklar, böbrekler ve diş etlerinde cıva birikimlerine rastlanmış ve koyunlarda böbrek fonksiyonları % 50 oranında yavaşlamıştır.
İnsanlar üzerinde yapılan otopsi çalışmalarından sonra beyin ve böbreklerde cıva birikimleri tespit edilmiş ve kişinin ağzında ne kadar fazla miktarda amalgam dolgu varsa o oranda da beyin ve böbreklerde fazla cıva bulunmuştur.
Hannes Stähelin ve Gianfranco Olivieri isimli araştırmacılar daha önce amalgam kullanılarak dolgu yaptırmış olan ölmüş Alzheimer hastalarının normal insanlarla kıyaslanmasında laboratuvar çalışmaları ile göstermişlerdir ki cıva Alzheimer hastalığı oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca Parkinson ve MS konusunda da araştırmalar devam etmektedir.
Ayrıca cıva, anne karnında iken bebeği de olumsuz etkilemektedir ve anne ne kadar cok miktarda amalgam taşıyorsa plasenta ve anne sütü de o kadar fazla etkilenmektedir.

Bel Fıtığı ( Disk Hernisi )

Bel ağrısı son derece yaygındır ve insanların tıbbi yardım araştırdıkları ikinci en sık nedendir. Bel ağrısından şikayet eden hastaların sayıca çokluğuna karşın hastaların yalnızca % 1 inde siyatik ağrısı tarzında şikayetler ve % 1-3 ünde bel fıtığı ( lomber disk herniasyonu ) vardır. Siyatik, bel fıtığı için öylesine tipik bir göstergedir ki, siyatik ağrısı olmaksızın klinik olarak anlamlı bir disk herniasyonu ihtimali çok düşüktür. Ancak bunun istisnaları vardır, idrar kaçırma ve bacaklarda kuvvetsizlik gibi bulgularla ani olarak ortaya çıkan Cauda Sendromu bu istisnalardan bir tanesidir. İstisnalardan bir diğeri spinal stenoz adı verilen omurilik kanalının normal ölçülerden dar olması halidir.

Genel Bilgiler ve Terimler

Lomber ( bel ) bölgede 5 adet omur vardır, bunlar tıbbi terminolojide kolaylık olması için L1 den L5 e kadar numaralandırılarak ifade edilirler. Örneğin L4 – L5 kısaltmasıyla 4. ve 5. bel omuru kastedilmektedir. Bel ağrısı çeken ya da bel fıtığı teşhis edilen hastaların ve yakınlarının, sık sık duyduğu, doktorunuzun kullandığı ve de MR / BT raporlarında çok sık karşılaştığınız bazı terimlerin karşılıklarını, aydınlatıcı olması amacıyla konunun başında aşağıdaki satırlarda bulacaksınız.
Lomber Bölge : Bel bölgesi
Lumbo-Sakral Bölge : Kuyruk sokumu-bel bölgesi
Sakrum : Kuyruk sokumu kemiği
Sakro-İliak Eklem : Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )
Lumbago : Bel ağrısı
Lumbosiyatalji : Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı.
Disk Herni : Bel fıtığı
Skolyoz : Omurganın yanlara doğru çarpıklığı, eğriliği
Lordoz : Omurganın konveksliği öne bakan kavisli durumu ( Bel omurları normalde lordoz durumundadır )
İntervertebral : Vertebralar arası, omurlar arası
Postero-Lateral : Arka – yan
Posterior Longitidunal Ligament : Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran bağ dokusuna verilen ad. Bu bağ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.

Bel ağrıları için pratik çözümler

Günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan her yanlış hareket veya kötü duruş, belinizde yıpranmaya neden olabilir. Peki bel ağrısına yakalanmamak için neler yapılabilir? Sağlıklı olma önerileri ve doğru bilinen yanlışlar…
Günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan her yanlış hareket veya kötü duruş, belinizde yıpranmaya neden olabilir. Araştırmalara göre; her 100 kişiden 80′i hayatının bir döneminde bel ağrısından yakınıyor. Bu hastalığı çekenler genellikle altı hafta içinde kendiliğinden iyileşiyor. Peki, dikkat edilmediğinde günler boyu süren bel ağrısına karşı neler yapılabilir? Bel ağrısıyla ilgili detayları Prof. Dr. Sedat Kiraz anlattı.

Bel ağrısı nedir? Fıtık neden oluşur?

Bel bölgesindeki yumuşak doku, kas, kemik ve sinirlerdeki hastalıklardan kaynaklanan ağrılara bel ağrısı denir. Bel ağrısının önemli nedenlerinden biri de bel fıtığıdır. Bel fıtığı, omurlar arasında yer alan kıkırdak yapıdaki disklerin etraflarını saran kapsülün yırtılması ve kıkırdağın dışarı çıkması ile oluşur.

Sırt omurlarından kaynaklanan ağrılar ne sıklıkta görülür?

Sırt ağrıları da bel ağrılarına benzer nedenlerle ortaya çıkabilir. Yanlış oturma ve hatalı duruş sonrası oluşan ağrılar, hemen hemen her yaşta sıklıkla görülür. Kısacası her insan yaşamı boyunca en az bir kez bel ve sırt ağrısından yakınır. Yetişkinlerde görülme sıklığı yüzde 15 ila 20′dir. Bu oran çalışan grupta yüzde 50′lere kadar çıkabilir. Bel ağrıları kadın ve erkeklerde genellikle eşit sıklıkta karşımıza çıkar. Sadece şikayeti tetikleyen nedenler farklıdır.

Peki, kötü duruş kişinin kronik sırt ağrıları çekmesine yol açar mı?

Sürekli olarak hatalı durmak ve egzersiz yapmamak en önemli ağrı nedenlerinden biridir. Kötü duruş yüzünden ortaya çıkan ağrıların en önemli sonucu yumuşak dokularda ve kaslarda oluşan spazm tarzında ağrılardır.

Bel ağrısı için ne zaman tıbbi destek gerekir?

Her zaman destek almak gereklidir. Aksi takdirde sorun kalıcı hale gelebilir. Yaşlı, travma öyküsü ve nörolojik bulgusu olan, ciddi ağrı çeken, enfeksiyon ve kanser şüphesi, kilo kaybı-ateş-halsizlik- terleme gibi sistemik bulguları olan hastalar vakit geçirmeden doktora başvurmalıdır. Bu hastalık sakatlığa sebep olacağı için erken teşhis ve tedavi edilmesi son derece önemlidir.

Acil durumlarda bele ilk yardım nasıl yapılır?

Kırık durumunda hasta dikkatle hastaneye nakledilmelidir. Aksi halde omurilikte oluşacak kesiler felç sebebi olabilir. Diğer akut ağrılı durumlarda neden ortaya konulana kadar ağrılının dindirilmesi yararlı olabilir. Çok ağrılı durumlarda bile yatak istirahatının üç-dört günü geçmemesine çalışılmalıdır.

Yürüyüş yapmak bel ağrısını artırır mı?

Kireçlenme, skolyoz, kök basısı gibi durumlarda yürüyüş yapmak ağrıyı artırabilir. Kas güçlendirici ve hareket açıklığını korumaya yönelik egzersizler yararlıdır.

Bilgisayar kullanılırken nelere dikkat etmeli?

Dik oturmak, zaman zaman ara vermek, çalışma sonrasında egzersiz yapmak ağrıların önüne geçmeyi sağlar.

Bel ağrılarına karşı sağlıklı olma önerileri

- Sırtınızı ve belinizi düz tutun.
- Kötü duruş; sırttaki kamburluğu, beldeki içe çöküklüğü artırır.
- Sık sık pozisyon değiştirin. Özellikle belinizin normal eğimini korumaya özen gösterin.
- Taşıyacağınız yükleri eşit olarak bölün.
- Hareketlerinizi önceden planlayın.
- Asla ağır cisimleri kaldırmayın.
- Yerden bir şey alırken eğilmeyin, dizlerinizi büküp çömelin.
- Yükü, belinizle değil, bacaklarınızla kaldırmaya özen gösterin.
- Ağırlığı mümkün olduğu kadar belinizden yukarıda tutun.
- Dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, vücudunuzla dönün.
- Ağır cisimleri çekmeyin, itmeyin ve yukarı doğru kaldırmayın.
- Koltuğa düzgün oturun. Gerekirse bel kıvrımınıza uyan bir yastıkla belinizi takviye edin.
- Otururken sırtınızı mutlaka bir yere yaslayın.

Oturuşunuza özen gösterin

İşyerinde sürekli oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu unutmayın ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüş yapın. Araştırmalar, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu ortaya koydu. Oturken belinizi yastıkla desteklemenizde yarar olduğunu hatırlatalım.

Bu bilgiler doğru değil!

Bel ve sırt ağrısı gibi problemler, sadece zedelenme ve ağır taşıma gibi hatalı davranışlar nedeniyle ortaya çıkar.
Ağrı varsa geçene kadar yatmak gerekir. Uzun süre hareketsiz bir şekilde aynı pozisyonda kalmak bel ağrısına iyi gelir.
Bütün bel fıtığı vakalarında mutlaka ameliyat olmak gerekir. Sürekli yatak istirahatı uzun vadede bel ve sırt ağrılarının tek çözümü olabilir.

Anesteziden korkmaya gerek yok

ameliyat, anestezi, anestezi nedir, anesteziden korkmak, anestezinin amacı, anestezinin amacı nedir, anestezinin yararları, anestezinin zararları, anestezist, dengeli anestezi, hastayı ameliyata hazırlama, operasyon, psişik zararlar, sağlık, sağlıklı ameliyat, zamansız uyanma, zamansız uyanma korkusu

Hastayı ameliyata hazırlama amacıyla uygulanan ve pek çok kişinin çekindiği anestezi, aslında operasyonun sağlıklı bir şekilde geçmesini sağlayan ve kişiyi her türlü riske karşı koruyan bir işlem.
Ameliyat olacak kişilerin birçoğundan, “Ben ameliyattan değil anesteziden korkuyorum” ifadesini duymak mümkün. Bu düşünce, halkın gözünde anestezi branşının yeterince bilinmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Anestezinin amacı nedir?

Alman Hastanesi Anestezi-Reanimasyon ve Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Seran Şimşir, anestezi branşının temel hedefinin, yapılacak operasyonun hasta için daha emniyetli, daha konforlu ve daha az psişik zararlı olmasını sağlamak olduğunu söyledi.

Hastayı ameliyata hazırlamak, gerekli tetkikleri istemek ve gerekirse bozuk değerlere yönelik tedavinin yapılmasını sağlamanın da anestezinin görev sahasında olduğunu belirten Dr. Seran Şimşir, şunları anlattı:

“Ameliyat 5 dakika da, saatlerce de sürebilir. Ameliyata alabilmenin uygun şartları sağlandıktan sonra, ameliyat döneminde hastanın uyuduğu dönem boyunca hastanın kendisini ve bedenini onun yerine koruyan ve kollayan kişi anestezisttir.”

Zamansız uyanma korkusu

Günümüzde pek çok kişi, “Ameliyatta zamansız uyanabilir miyim?” korkusuna sahip. Kimi hastalar da ameliyat sonrasında uyanamama korkusu yaşıyor. Hâlbuki anestezist her şeyin kontrol altında olmasını ister, sürprizleri sevmez. Her hastanın konumu değerlendirilerek, ona göre bir plan ve strateji saptanır. Temel hedef, işlem biter bitmez hastayı bir an önce uyandırmaktır.

“Risk minimumdur”

Ameliyat sırasında, hasta anestezistin kontrolündedir. Dengeli anestezi sayesinde, bütün bu sürede kullanılan ilaçlar minimum düzeydedir. Hastanın güvenliği ve sağlığı her zaman ön plandadır.

Anesteziden korkmak yersizdir. Unutmamak gerekir ki usulüne uygun yapılan hazırlıklarla, yeterli donanımı olan bir ameliyathanede, deneyimli bir ekiple yapılan operasyonda, risk minimumdur.

Kötü yaşam koşulları insanı verem ediyor

Kötü yaşam koşulları vereme davetiye çıkarıyor

Uzmanlar, verem hastalığının en çok ekonomik durumu kötü, yetersiz beslenen, 13-50 yaş arasındaki kişilerde görüldüğünü, ivedilikle bu nüfus gruplarının sosyo-ekonomik durumunu iyileştirici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi olarak da biliniyor. Nedeni, koch basili denilen ufak, kıvrık, içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basili…

Verem mikrobu, insan vücuduna çeşitli yollardan girebiliyor. Bu yolların başında, solunum yolları geliyor. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşıyor.

Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı, vücudun direncini kaybetmesine ve hastalık ihtimalinin artmasına neden oluyor.

Verem tedavi edilmezse ne olur?

Verem, üç devrede gelişiyor. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük ve 38 dereceye varan ateş görülür. Verem basili bu devrede, tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturuyor.

İkinci devrede hiçbir belirti görülmeyebiliyor. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşiyor. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalma eğilimi gösteriyor.

Üçüncü devrede, verem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam ediyor. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülüyor. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabiliyor.

Tedaviye, 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekiyor. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayat… Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, tüberküloz konusunda ayrıntılı bilgiler verdi.

Veremin nedenleri nelerdir?

“Tüberküloz, eskiden daha ziyade düşük sosyo-ekonomik tabakanın hastalığı olarak bilinirken, günümüzde artık her kesimden insanda rastlanır olmuştur.

Dengesiz ve bilinçsiz beslenme, ağır ve stresli yaşam koşulları, fazla alkol ve sigara kullanımı, madde bağımlılığı, kortizon ve immunsüpresif (bağışıklığı baskılayıcı) ilaç kullanımının artması, aşırı ruhsal ve bedensel yorgunluklar ile bağışıklık sisteminin baskılanmış olduğu kanser, AIDS gibi hastalıkların, tüberkülozda görülen artışta çok önemli etkileri vardır.

Yakın zamanlara kadar tüberkülozun artık bir sağlık problemi olmaktan çıktığı USA, Kanada gibi gelişmiş ülkelerde, AIDS tüberkülozun adeta hortlamasına yol açmıştır.

Verem istatistikleri ne diyor?

Tüberküloz, BCG ismi verilen aşısının ve etkili ilaçlarının olmasına rağmen, kökü tamamen kazınamamış bir hastalıktır. Hem geri kalmış ülkelerde ve hem de en gelişmiş ülkelerde önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) istatistiklerine göre:

- Dünya nüfusunun 1/3′ü, yani 2 milyar insan tüberküloz mikrobu taşımaktadır. Bu sayıya, her yıl 100-200 milyon kişi eklenmektedir.

- Dünyada yılda 8 milyon kişi tüberküloz hastalığına yakalanmaktadır. Bunların yüzde 95′i geri kalmış ülkelerde, yüzde 5′i ise gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlardır.

- Tüberküloz, her yıl 3 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır. Buna göre, tüberküloz dünyada ölüm nedenleri sıralamasında 5. sırada yer almaktadır.

- Önümüzdeki 10 yıl içinde 90 milyon kişinin tüberküloza yakalanacağı ve bunların 30 milyonun da bu hastalıktan ölecekleri tahmin edilmektedir.

Tüberküloz, insanlık tarihi kadar eski bir hastalık…

Almanya’da M.Ö. 8000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen iskelet kalıntılarında ve M.Ö. 2500-1000 yıllarına ait Mısır mumyalarında, tüberküloza ait tipik bulgular saptanmıştır. Robert Koch, 24 Mart 1882′de tüberküloz mikrobunu keşfetmiştir.

Tüberküloz aşısı BCG Fransız araştırmacılar Calmette ve Guerin tarafından 1921′de, ilk tüberküloz ilacı olan streptomisin de 1944′te Waksman tarafından bulunmuştur. Waksman, bu nedenle 1952′de Nobel Ödülü almıştır.

Eski Yunanlıların ftizis, yani erime adını verdiği hastalık, daha sonra beyaz veba adıyla anılmış, 19. Yüzyıl’dan beri ise tüm dünyada tüberküloz ismi kullanılmaya başlanmıştır. Tüberküloz için halk arasında ince hastalık, verem, zafiyet, ciğerde duman gibi isimler de kullanılır.

Türkiye’de durum ne?

Türkiye, verem hastalığının görülme oranı bakımından orta sıralarda yer almaktadır. Verem; Hindistan, Çin, Bengladeş gibi ülkelerde her 100 bin kişinin 200′den fazlasında görülürken, Avrupa ülkelerinde her 100 bin kişiden 20′den azında rastlanmaktadır. Bu değer, Türkiye için 100 binde 27 olarak bildirilmiştir.

Verem Savaş Daire Başkanlığı’nın resmi kayıtlarına göre Türkiye’de günümüzde her yıl ortalama 20 bin kişide verem hastalığı ortaya çıktığı bildirilmekle beraber, bu rakam gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü özel doktor, poliklinik, hastaneler, üniversiteler gibi kurumlarda tedavi gören hastalar, bu değerlendirme içinde yer almamaktadır. Ben, kişisel olarak Türkiye’de yılda 40 bin-50 bin kişide verem hastalığı görüldüğünü tahmin ediyorum.”