Posts Tagged ‘kadın sağlığı’



Prostat Hakkında

Erkek üreme sisteminin bir parçasını oluşturan salgı bezidir. İdrar torbasının (mesane) hemen altında bulunan rektum önüne yerleşmiş ceviz büyüklüğünde ve idrar yolunu çepeçevre saran bir bezdir.

Prostat bezi yaşla birlikte büyümeye başlar ve elli yaşın üzerindeki erkeklerde idrar yolu deformitelerine bağlı şikayetlere neden olur. Prostat büyümesi ya iyi huylu büyüme (BPH) ya da habis (prostat kanseri) şeklinde olur. Prostatın iyi huylu büyümesinin idrar yapma, beslenme, yaşam tarzı, cinsel aktivite ile bir ilişki yoktur.

Prostat hastalıkları üç ana grupta özetlenebilir;

Prostat iltihapları
Prostatın iyi huylu büyümesi(benign prostat hiperplazisi)
Prostat kanseri

İyi huylu prostat büyümesinde daki bazı belirtiler nelerdir?

Prostat idrar kesesinin altında üretrayı sardığı için; büyümesi idrar akışını tıkayıcı ve irrite edici belirtilere yol açabilir. En sık rastlanan belirti, bilhassa geceleri mesaneyi sık boşaltma isteğidir. Bekleyerek idrar yapma, kesik kesik idrar yapma, idrar sonunda damlama, idrar akış hızındaki azalma idrarda yanma idrarı bekletememe diğer sık rastlanan bulgulardır.

Prostat hastalıklarında erken teşhis önemlidir. Bu nedenle 50 yaşın üzerindeki bütün erkeklerin şikayetlerin olsun ya da olmasın bir üroloji uzmanına başvurarak gerekli tıbbi incelemeleri yaptırmaları ve yılda bir kez prostat kontrolünden geçmeleri gerekmektedir.

İyi huylu prostat büyümesi nasıl tanınır?

İyi huylu prostat büyümesi tanısını koymak için hastadan hastaya değişen bir çok test uygulanmaktadır. Parmakla rektal muayene, laboratuar tetkikleri (tam idrar tahlili, serum BUN, kreatinin, PSA düzeyleri), üriner sistem ultrasonografisi, idrar akış hızı testi en sık uygulanantestlerdir.

İyi huylu prostat büyümesi prostat kanserine neden olur mu?

prostat üyümesi kanser değildir ve kansere neden olmaz. Fakat her iki hastalık birlikte mevcut olabilir. Prostat kanserinin erken safhalarında genelikle şikayet olmadığı için yılda bir fizik muayene ve kanda PSA testi yapılması önerilir.

İyi prostat büyümesi nasıl tedavi edilir?

Hafif derecede şikayetleri olan hastalarda altı ay veya yıllık kontrollerle izlem yapılabilir. Takiplerde parmakla rektal muayene, laboratuar tetkikleri(tam idrar tahlili,serum BUN, kreatinin, PSA düzeyleri),idrar akış hızı testi yapılmalıdır.

Orta derecede şikayetleri olan hastalar ilaç tedavisi ile tedavi ve altı aylık kontrollerle takip edilebilir. İyi bir etki görülebilmesi için hastanın tedaviyi en az 5-6 ay kullanması gereklidir.

İleri derecede şikayetleri olan hastalar cerrahi tedavi yapılamalıdır.

Cerrahi tedavi iki şekilde yapılmaktadır, açık cerrahi yöntem ve kapalı cerrahi yöntemler şeklindedir.
Açık cerrahi yöntem ileri derecede büyük prostat ile birlikte mesane taşı bulunan hastalara uygulanır.
Kapalı yöntemler ise; TUR(trans uretral rezeksiyon), Laser cerrahi ve minimal invaviz yöntemlerdir.

Greenlight prostat operasyonu

İyi huylu prostat tedavisi alan ancak yan etkileri nedeniyle tedaviye devam edemeyen veya fayda göremeyen hastalarda en hızlı ve güvenilir yöntem olarak alternatif tedavi şekli olması, dahili hastalığı bulunan özellikle operasyon süresinin veya kan kaybının çok önemli olduğu kalp-damar sisteminden ameliyat olmuş olan veya by-pass lı hastalar , kalp yetmezliğ , diabet ( şeker hastalığı ) , hipertansiyon ( tansiyon yüksekliği ) , astım ve kronik obstriktif akciğer hastalığı olanlar , kanama eğilimi olanlar veya antikoagülan( kan sulandırıcı ) kullanan hastalar da , cerrahi girişimlerde yoğun bakım gerekliliği olan hastalarda , yaş nedeniyle operasyon korkusu olanlar , Cinsel aktivitelerinin devam etmesini isteyen ve bu nedenle diğer operasyonları istemeyen hastalar için greenlight yöntemi ideal bir yöntemdir.Bu tip hastalarda rahatça uygulanabilmesi , kanama ve komplikasyon riskinin en aza indirgenmiş olması , hastaya sonda uygulamasının gerekli olmaması , hastanedemaximum 1 gün kalacak olması nedeniyle yöntemi tercih etmekteyiz. Ortalama 20 – 40 dak. gibi bir sürede bu yeni sistem büyümüş prostat dokusunu buharlaştırır ve tamamiyle ortadan kaldırmaktadır

Ağrılı Cinsel İlişki

Cinsel ilişki esnasında, kadının geçici ya da sürekli ağri duymasıdır. Nedenleri psikolojik ya da fiziksel kökenli olabilir.

Fiziksel nedenler;

Genital organlarda enfeksiyon
Geçirilmiş operasyon ya da radyoterapi gibi nedenlere bağli nedbe dokusu
Epizyotomi nedbesi
Miyom ya da diğer rahim tümörleri
Endometriozis
Normalden daha kalın kıizlık zarı
Ürethrado (mesanenin vajinaya açılan kısmı) zedelenme
Yetersiz kayganlık
Menapoz sonrasında olduğu gibi hormon yetersizliğine bağlı vajinal kuruluk
Orgazm
Semen alerjisi
Mantar enfeksiyonları
Vajinal enfeksiyonlar
Alerjik reaksiyonlar
Cilt hastalıkları
Genital uçuklar
Travma ve tahrişler
Pelvik enfeksiyonlar
Rahim ve idrar kesesinde sarkma
Karın içi yapışıklıklar
Barsak hastalıkları

Psikolojik nedenler;

Gebe kalma korkusu
Gebelik esnasında bebeğe fiziksel zarar gelebileceği korkusu
Yetersiz ön sevişme neticesinde
Cinsel tecrübe ve bilginin yetersiz olması
Daha önceden geçirilmiş seksüel yaralanma ya da psikolojik travma
Partnere karşı geçici isteksizlik
Disparonia tedavi edilmediği takdirde kişilere zarar verir. Cinsel deneyimlerden keyif almayı engeller. Uzun dönemde kişinin kendine olan saygısını zedeler. Tedavide asıl amaç, neden olan psikolojik ya da fiziksel nedeni ortaya çıkarmak ve bunları ortadan kaldırmaktır.

Çocuğunuzun İştahsızlık Sorununa 15 Çözüm Önerisi

Pek çok anne, çocuğunun gerektiği gibi beslenemediğini düşünür. Bunların bir kısmı, sadece kuruntudan ibaret olmakla birlikte; bir kısmının da gerçeklik payı vardır. Öncelikle emin olmanız gerekiyor, yani çocuğunuz, gerçekten iştahsız ve yeteri kadar beslenemiyor mu? Emin olduktan sonra ise; çözüm arayışına gitmek konusunda size çok iş düşüyor. İşte size iştahsız çocukların sorununa 15 çözüm önerim:

Çocuğum yemek yemiyor diye üzülen anneler!

1- Beslenmenin gerçekten önemli olduğuna onu inandırın

Çocuğunuza, beslenmenin önemini kavratan hikayeler, masallar anlatın; ona örnekler verin. Beslenmenin insan sağlığı için ne kadar önemli olduğuna inanmasını sağlayın.

2- Çocuğunuza beslenmeyi sevdirin

Beslenmenin eğlenceli olduğunu çocuğunuza hissettirin. Gülerek, oynayarak yemek yemesini sağlayın. Yemek yerken ona müdahale etmeyin, yiyecekleri istediği gibi döke saça yemesine izin verin.

3- Yemekleri çocuğunuz için çekici hale getirin

Ayıcık şeklinde kesip çocuğunuzun tabağına koyduğunuz bir dilim ekmek, gülen suratlı bir makarna tabağı, tabakta resim şekline getirilmiş çeşitli sebzeler, misket görünümünde köfteler, çiçek şeklindeki yumurta halkaları… Besinleri çocuğunuzun hoşuna gidecek hale getirin. Bu, sizin hayal gücünüze kalmış ama bir ipucu vermek gerekirse; çocuğunuzun sevdiği oyuncaklar ve çizgi film karakterleri gibi cisimler üzerinden giderseniz, daha başarılı olursunuz.

4- Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin, ısrar etmeyin

Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin! Eğer zorlarsanız, çocuğunuz yemek yemekten daha fazla uzaklaşabilir. Bu davranış, çocuğunuzda alışkanlık haline de gelebilir.

5- Beslenmesinde sevdiği besinleri kullanarak sevmediği besinlere alıştırın

Önce; çocuğunuzun severek tükettiği sağlıklı besinleri belirleyin. Bu besinlerle, çocuğunuzun fark etmeyeceği kadar az miktarda, severek tüketmediği, ancak tüketmesi gereken önemli besinleri karıştırıp, çocuğunuzun yemesini sağlayın (Bu karışımı her seferinde yapmayın. Bazen sevdiği besini tek başına verin.). Zaman içinde, karıştırdığınız besinin miktarını artırarak tükettirmeye devam edin. Belirli bir süre sonra, sevdiği besine karıştırdığınız bu besini az miktarda tek başına vermeye başlayabilirsiniz. Bu besin, çocuğunuzun damak tadına artık ters gelmeyeceği için, rahatlıkla tüketebileceği bir hal alır. (Karışım haline getirdiğiniz yemeğin, tadının güzel olmasına ve karıştırdığınız diğer besinle uyumlu olmasına önemle dikkat edin.)

6- İçecekleri yemekten önce tüketmemesini sağlayın

Pek çok çocuk, yemek saatinden önce acıkır ve bir şeyler içmek ister. Bunun sonucunda, midesi dolu olduğundan yemek yemek istemez, kendini tok hisseder. Bu nedenle; çocuğunuzun yemekten 1 saat öncesine kadar ve tabii yemek sırasında, sıvı alımını sınırlandırın. Masaya içecek koymamaya çalışın.

7- Çocuğunuza verdiğiniz yemeklerin karışık tatlarda olmamasına özen gösterin

Çocuğunuz, birçok besinin bulunduğu, bulamaç haline getirilmiş bir besini tüketmek istemeyecektir. Siz ister miydiniz? Bu besinlerin hepsi, besin değeri yüksek besinler olsa da tüketim açısından çekici gelmez ve çocuğunuz, yediği besinin karmaşık tadından rahatsız olabilir. Bu nedenle; çocuğunuza besinleri genellikle tek başına, yani ayrı tatlarda tükettirmeye çalışın. Çocuğunuzun damak tadı bu yönde gelişeceğinden, ileride de zorluk yaşamaz.

8- Çocuğunuzun tükettiği besinlerde çeşitlilik yaratın

Aynı yemekleri, çocuğunuzun önüne sık sık koymayın. Hem besin değeri çok yüksek hem de çocuğunuzun sevdiği bir besini ona tükettirmek istiyorsanız, farklı hazırlama ve pişirme yöntemleri kullanarak değişik yemekler yaratın. Örneğin; bir gün salçalı köfte, başka bir gün sulu köfte, patatesli köfte, sebzeli köfte, yoğurtlu köfte gibi alternatifler oluşturun.

9- Yemek saatlerini iyi seçin

Yemek saatlerini, çocuğunuzun uykusuz ve huzursuz olduğu saatlere değil; daha neşeli, keyifli olduğu saatlere denk getirin. Çocuğunuzun, yemeğini doğru saatlerde yemesi, ona daha keyifli ve sağlıklı yemek yiyebileceği bir düzen oluşturur.

10- Porsiyonlarını iyi ayarlayın

Onun bir çocuk olduğunu, gereksinimlerinin size oranla çok daha az olduğunu unutmayın ve tabağına, tüketebileceği miktarda yemek koyun. Bir diyetisyen yardımı alın ve çocuğunuzun gereksinimlerini birlikte belirleyin. Fazla miktarda koyduğunuz yemek, çocuğunuzu korkutabilir ve hepsini yiyemeyeceğinden, sizde; “Yine tabağındakini bitirmedi” psikolojisi oluşturabilir. Fazla porsiyonlardan onu mümkün olduğunca uzaklaştırın.

11- Çocuğunuzu sağlıksız atıştırmalardan koruyun

Çocukların pek çoğu; gofret, çikolata, kek, şeker, cips gibi besinleri tüketmeyi çok sever. Bu besinler, hem çok sağlıksızdır hem de bunları tükettikten sonra çocuğunuz yemek yemek istemeyecektir.

12- Sevmediği bir besini sık sık ona hatırlatmayın

Örneğin; çocuğunuz taze fasulyeyi sevmiyor olsun. O gün taze fasulye yaptıysanız; sofrada çocuğunuz dahil herkesin tabağına fasulye koyun. Sofrada taze fasulyeyi sevip sevmeme konusunu açmayın; çok normal bir şekilde tüketmeye başlayın. Çocuğunuz, herhangi bir baskı veya tepki görmediği için, kendi isteğiyle bu besini denemek isteyecektir.

13- Mutfakta size yardım etmesine izin verin

Yemek yaparken veya hazırlarken, çocuğunuzun size yardım etmesine izin verin. Sofrada ise, onu, yardımından dolayı takdir edin. Kendi yardımıyla hazırlanan yemeği iştahla yemek isteyecektir.

14- Yemeklere farklı isimler takın

Yemeklere, komik ve ilginç isimler takabilirsiniz. Bu durum, çocuğunuzda merak uyandıracak, yemeğe olan ilgisi artacaktır.

15- Yemek yerken dikkatini dağıtacak faaliyetlerden uzak tutun

Çocuğunuza, çok sevdiği bir çizgi filmin karşısında yemek yedirmeyin. Çocuğunuz yediğinin farkında olmayıp, tüm dikkatini çizgi filme vermek isteyebileceğinden yemek yemeği reddedebilir.

İştahsızlığın Sebepleri Nelerdir ?

İŞTAHSIZLIK HANGİ DÖNEMDE BAŞLAR ,SEBEPLERİ NELERDİR?

Herhangi bir fizyolojik rahatsızlığı olmayan doktor kontrolünden geçen iştahsız çocuklarda psiko – sosyal ve çevresel faktörler çocuğun iştahını etkilemektedir.

Özellikle 1 -5 yaş arası çocukluk döneminde iştah azalıp artmaktadır.15 ve 18. aylar arasında iştah seviyesi en düşük düzeydedir. İlerleyen aylarda aşırı açlık ve yeme isteğinin azalmasına ve besini reddetmeye kadar uzanır.1-5 yaş arası çocuğun en önemli silahı yiyeceği reddetmesi ve aileye yada çevreye duyduğu tepkiyi yemek yemekle dile getirmektedir.

ANNELERİN DAVRANIŞLARI ÇOCUĞUN BESLENMESİNDE ROL OYNAR MI?

Yemek artıkları,herhangi bir şeyin dökülmesi ile verilen aşırı tepki verilmesi diğer çocuklarla kıyaslanması ,çocuğun ayıplanmaktan korkmasına neden olur. Bu da aşırı iştahsızlık veya çocuğun hata yapmaktan korktuğu için yemek saatinde uykuya dalıp öğünü atlamasına neden olur.

Çocuğun yeterli yediğinden emin olmak için sürekli yemek ile ilgili mesajlar vermek

Yemeği bitirmesi için aceleci davranmak

Zaman sınırı koymak

Sofra kurallarına çok erken dönemde başlamak

Zorla bir şeyler yedirmeye çalışmak,

Çocuğun yediği ile yetinmemek ve aşırı porsiyon durumun

Sevmediği bir yemek olduğunda annesi dayanamayıp çocuğa farklı bir yemek hazırlaması ve çocuğunda bu duruma alışıp kendi istediği yemeyi yaptırana kadar yemek yemek konusunda direnmektedir.

Acıkmadan beslenen

Arkasından koşularak bir lokma verilen çocuklar

Bu tür davranışlar iştah azalmasına neden olduğu bildirilmektedir.

Diğer faktörler ;

Aile içi sorunlar

Evde sofra düzeninin olmaması

Annenin işe başlaması

Bakıcı değişiklikleri yine iştahsızlığa yada besinleri reddetmesine neden olur.

Vajinismus

Vajinismus rahatsızlığından dolayı cinsel terapi seanslarına gelen çifte “sorunun ne olduğunu” sorduğumda, genelde;
“karı-koca olamadık”
“o işi yapamadık”
“sevişiyoruz ama birleşme olmuyor” gibi cevaplar alırım.
Seansta kadına sorunun nedenini sorduğumda ise “sanki vajinamda bir et var, kapatıyor” ya da “sanki bir duvar var geçemiyoruz” gibi cevaplar gelir.

Peki bu tür sıkıntılara yol açan vajinismus rahatsızlığı nedir?
Vajinismus, birleşme denendiğinde vajinanın dış üçte birlik kısmında bulunan kasların istemsiz, istemeden kasılması olarak tarif edilebilir. Bu istemsiz kasılmalara bacakların kapanması, korku, giriş olmayacağı düşüncesi ve bedenin hemen her yerinde kasılma eşlik eder.

Vajinismus neden ortaya çıkar?
Cinsel eğitimsizlik, kadınların kendi cinsel organlarını tanımamaları, cinselliğin yasak ve bastırılmış olması, bekaret kavramına verilen abartılı önem, yanlış inançlar ve aile yapısı gibi pek çok faktör bu rahatsızlığın oluşmasına sebep olur. Şimdi bu başlıklardan bazılarını biraz daha inceleyelim:
Cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inançların vajinismusun ortaya çıkmasında etkili olduğunu bilinmektedir. Bu yanlış bilgi ve inançların oluşmasında küçüklükte ya da sonrasında duyulan korkutucu hikayelerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Örneğin bir çalışmada vajinismusu olan kadınların % 75’inin koitus (cinsel birleşme) sırasında çok fazla acı duyacaklarından korktukları belirlenmiştir. Ayrıca vajinismuslu kadınların bazılarının, bedenlerinin fiziksel olarak farklı olduğuna inandıkları, kendi cinsel organlarından utandıkları,beğenmedikleri ve hatta anormal sandıkları söylenebilir.
Vajinismusu olan kadınlarda acı korkusu, hamilelik korkusu ve vajinanın çok küçük veya penisin çok büyük olduğu inancından dolayı, penisi içine alamayacağı düşüncesinin yanı sıra “ cinsel ilişki pis birşeydir” düşüncesi de görülebilir.

Vajinismusun sorununun ortaya çıkmasında önemli olabilecek bir diğer unsur ise anne-baba- kız arasındaki aile ilişkileridir. Bazı araştırmacılar vajinismusu olan kadınların çok katı bir disiplin içinde büyümüş olabileceğini, bu ailelerde kuralları babaların koyduğunu, annenin de bu kurallara uymak için elinden geleni yaptığını söylemektedir.

Vajinismus genellikle ilk cinsel birleşme denediği andan itibaren ortaya çıkar. Bu sorunla terapiye gelen çift bunun sadece kendilerinin başına geldiğini sanır, oysaki ülkemizde vajinismus oldukça yaygın bir sorundur. Vajinismusun kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluğu olduğu söylenebilir. Ülkemizde batı ülkelerinden çok daha sık görüldüğü bilinmektedir. Hatta bazı kaynaklara göre ülkemizde cinsel tedavi için terapiye başvuran her iki kadından birinin,yani % 50 sinin vajinismus olduğu belirtilmiştir.

Çift genelde sorunun kendiliğinden geçmesini bekler. Düzelmediğini görünce ilk başvurdukları kişi kadın hastalıkları uzmanı olur, oysaki bu kadınların jinekolojik muayenesi zor ve bazen imkansızdır. Çünkü kadın o kadar çok korkar ve kasılma yaşar ki muayene gerçekleşemez.

Ülkemizde vajinismusu olan ve olmayan kadınları karşılaştıran bir araştırmada şu sonuçlar çıkmıştır: vajinismusu olan kadınların çoğunun cinsellikten aldıkları zevkin düşük olduğu, bu kadınların diğer kadınlara göre daha az sıklıkta cinsel ilişkide bulunduğu.

Birlikteliği süren çiftlerde cinsel birleşme denemeleri zamanla azalır, birleşme olmaksızın cinsellik sürer ancak cinsel ilişkiden ve ilişki sırasında dokunmaktan da zamanla kaçındıkları söylenebilir. Cinsel doyumun bu nedenlerle azalması kaçınılmazdır ve eğer vajinismusu olan kadın ve erkek arasında cinsel ilişkileri hakkında konuşmakla ilgili bir iletişim sorunu yaşamıyorsa tedaviye gelmek için anlaşırlar. Çözüm arayışının genellikle evliliklerinin ilk yıllarında başladığı ancak bazı kişilerde tedavi başvurusunun yıllar sonraya ertelenebildiği de görülmüştür. Bu çiftlerde çocuk sahibi olma isteği ya da çevrenin yaptığı baskı da tedav için gelmelerinde etkili olabilmektedir. Vajinismusu olan çifterde boşanma oranının da oldukça yüksek olduğu belirtilmektedir.
Bazı vajinismus sorunu yaşayan kadınların ise Hymen (kızlık zarı) operasyonu ya da vajinanın lokal anestezik uygulamaları ile tedavi olmaya çalıştıklarını üzülerek duymaktayız. Ancak bunlar vajinismus tedavisinde etkili olmadığı gibi bir sonraki tedavi girişimi için zorlaştırıcı olmaktadırlar.

Ayrıca alkol, psikiyatristin önerisi dışında kullanılan ilaçlar veya jel kullanımı da ortaya çıkan istemsiz kasılmalar ve kaygının ortadan kalkmasını sağlamaz.
Vajinismus tedavisi olarak yapıldığını duyduğumuz bir başka yanlış uygulama ise bu sorunu “tek seansta” çözme önerisidir. Bu amaçla ağrı kesiciler, kayganlaştırıcılar,sakinleştirici-uyku getirici ilaçlar ve lokal anestezik maddeler bir arada kullanılmaya çalışıldığı duyulmaktadır. Bu yöntemler de etkisizdir, çünkü yukarda vajinismusun ortaya çıkmasında etkili olan nedenler sıralandığında görüldüğü üzere vajinismuslu kadının “bedeninde bir bozukluk olduğu” yanlış inancını güçlendirmektedir. Ayrıca bu yöntemlerle uygulanan bazı yöntemler etik de değildir.

Bu sorunun çiftin ilişkisine şu şekilde yansıyabilir; kadın kendini yetersiz ve kadınlığını eksik olarak değerlendirebilir, suçluluk duyar. Erkek ise eşinin kendisini istemediğini ve reddedildiğini düşünebilir ve bu nedenle öfkeli ve kırgın olabilir. Hatta bazı erkekler eşinin bekareti karşısında şüphe duyduklarını bile söyler. Ayrıca erkek yetersizlik hissederek sertleşme güçlüğü yaşayabilir. Yine erkeklerde cinsel isteksizlik ve uyarılma güçlükleri görülebilir. Hem kadın hem de erkekte depresyon da ortaya çıkabilir.

Vajinismus tedavisi olan bir rahatsızlıktır. Tedavinin başında, rahatsızlığın ortaya çıkmasına ve sürmesine neden olan faktörleri anlamaya çalışırız. Tüm vajinismus tedavisi seansları süresince, hem kadın hem de erkekle çalışılır; çünkü sorun sadece kadının ya da sadece erkeğin sorunu değil çiftin sorunudur.
Tedavi süresince cinsel organların yapısı, fizyolojisi ile özellikle vajinanın ya da vajinismusun yapısı hakkında bilgi vermek çok önemlidir.
Tedavide izlenecek adımlar ve süresi hakkında bilgi vererek tedavi sürecine başlanır.
Çiftin etkin katılımı ve iyi eğitimli bir cinsel terapistin işbirliğiyle, vajinismus tedavisi çok büyük oranda yüz güldüren sonuçlar vermektedir.

Adetten (Regl) Kesilme ve Bitkilerle Tedavisi

12-13 yaşındaki gençkızlarda rahim ve yumurtalıkların gelişmemesinden ya da rahim eğriliğinden adet yokluğu görülebilir . Genç ve orta yaşlardaki bayanlarda birden bire adet kesilmesi ruhsal sıkıntıdan (psikolojik rahatsızlıklar) kaynaklanabileceği gibi vücudun zayıf düşmedi, kansızlık, hormonların az salgılanmasın dan da kaynaklanabilir.

Şifalı bitkilerle tedavi sürecinde; bitkiler adete 3-4 gün kala içilmeye başlanmalıdır. Regl süresince de içilmeye devam edilmelidir. Toplam 7-8 gün boyunca günde 3 su bardağı içilmelidir. Tavsiye edeceğimiz bitkilerden sadece biri içilebileceği gibi bunlardan 3-4 taneside karıştırılarak içilebilir. Bu uygulamalar 3-4- ay üst üste yapılmalı daha sonra ara verilmelidir. Eğer problem giderilememişse 2 ay sonra aynı uygulama tekrarlanmalıdır. Bu arada dengeli beslenilmelidir. Şişman olan bayanlar kilo vermeye çalışmalı, unlu ve şekerli gıdalardan uzak durmalıdır. Kasıkların kuvvetlenmesini sağlayıcı jimnastik hareketler her sabah yapılmalıdır.

MAYDANOZ
1 Litre suya 100 gr. kökü veya tohumu konur 15 dakika kaynatılıp 30 dakika demlenir. Ya da Günde 3 subardağı ılık ılık içilir. 1 litre suya 50 gram maydanoz kıyılarak konur ve 5 dakika kaynatılıp 20 dakika demlenir. Yine bundan 3 su bardağı içilir.

CİVAN PERCEMİ = ARAPSAÇI
Soğuktan veya psikolojik rahatsızlıklardan (stres) dolayı kesilen , azalan adeti söktürür. 1 litre sıcak suya 30 gr. bitki konur, günde 3 su bardağı içilir.

PAPATYA
Sinir bozuklukları, stres kaynaklı kesilmelere , güç ve ağrılı adet geçiren bayanlara iyi gelir. 1 su bardağı sıcak suya 5 adet kuru papatya kıyılarak konur. 10 dakika sonra süzülür. Günde 3 su bardağı içilir.

NERGİS
Kansızlık ve sinir bozukluğundan kaynaklanan regl kesilmesine, hormon yetersizliğinden dolayı az ve güç gelen regle iyi gelir. Nergisin yaş hali (taze) kullanılırsa daha iyi olur. 1 su bardağı sıcak suya 4-5 adet yaş çiçek ufalanarak konur.10 dakika sonra süzülür, bu şekilde günde 3 su bardağı içilir.

SAFRAN
Bol miktarda kadınlık hormonu içerir. Ağrılı adete, adet kesilmesine kasıklarda meydana gelen ağrılara iyi gelir.Rahimi uyarır ve çalıştırır. 1 çay bardağı ılık suya 1/4 kahve kaşığı konur günde 3 bardak içilir.

KİMYON
Güç ve ağrılı adete iyi gelir. Günde 2-3 kahve kaşığı kimyon yemeklerde yenir.

ANASON
Güç ve ağrılı adete iyi gelir. Anne sütünüde arttırır. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konur 10 dakika sonra süzülür, günde 3 bardak içilir.

REZEYAN
Kısa süren adetin süresini uzatır. Anne sütünü arttırır. anne ve bebeğin gazını söktürür. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konurgünde 3 bardak içilir.

HAVUÇ TOHUMU
Kısa süren regli normal süreye sokar. süt arttırır. 1 çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı konurgünde 3 bardak içilir.

KARABAŞ OTU
Rahimin hareketini arttırır. Böylece kesilen adetin yeniden başlatır.Adet sırasındaki ağrıları giderir. 1 çay bardağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı karabaşotu ufalanarak konur 10 dakika sonra süzülerek içilir. Günde 3 bardak içilir.

MİSK ÇAYI
Kısa süren regli normale sokar. Adet sancılarını giderir. 1 çay barddağı sıcak suya 1 tatlı kaşığı yaprak ve çiçeği konur.10 dakika sonra süzülür. Günde 3-4- defa tekraralanır.

Kadın Sağlığını Tehdit Eden Kimyasallar

Yapılan bir araştırma, günde periyodik olarak abartmadan ortalama makyaj yapan bir kadının 515 kimyasalı üzerinde taşıdığını ortaya koydu. Uzmanlar ise bu kadar kimyasalın zamanla insan vücudunu yıpratacağını belirtiyor.
Ruj, oje, parfüm, deodorant, vücut losyonu, saç spreyi, fondöten gibi ürünlerin kimyasal analizini yapan yeni bir araştırma tüyler ürperten sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre bu malzemeler birçok kadın için günlük hayatın bir parçası olsa da sağlık açısından büyük bir riski de beraberinde getiriyor.

Deodorant üreticisi Bionsen tarafından yapılan araştırmaya göre, bu kozmetik ürünlerini kullanan bir kadının vücudu her gün 515 kimyasal maddeye maruz kalıyor. Bu kimyasal maddeler alerjiden, hormon bozukluğuna, doğurganlık sorunlarından kansere kadar birçok rahatsızlığa neden olabiliyor.

Hangi üründe ne kadar kimyasal var?

Şampuan
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 15
En tehlikelileri: Sodyum lauril sülfat, tetrasodyum, propilen glikol
Yan etkileri: Tahriş, kaşıntı, göz hasarı.

Far
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 26
En tehlikelileri: Polietilen tereftalat
Olası yan etkileri: Kanser, kısırlık, hormonal bozukluk, organlarda tahribat.

Ruj
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 33
En tehlikelisi: Polimetilmetakrilat
Olası yan etkileri: Alerji, kanser.

Oje
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 31
En tehlikelileri: Ftalat
Olası yan etkileri: Doğuranlığı azaltabilir, hamilelikte bebek gelişimini etkileyebilir.

Parfüm
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 250
En tehlikelileri: Benzaldehit
Olası yan etkileri: Ağız, boğaz ve gözlerde tahriş, mide bulantısı, böbrek sorunları.

Bronzlaştırıcı krem
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 22
En tehlikelileri: Etil-metil paraben, propil paraben
Olası yan etkileri: Kurdeşen, tahriş, hormonal bozukluk.

Saç spreyi
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 11
En tehlikelileri: Oktinoksat, isophthalate
Olası yan etkileri: Alerji, gözler, burunda tahriş, hücre yapısında bozulma.

Allık
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 16
En tehlikelileri: Etil paraben, metil paraben, propil paraben
Olası yan etkileri: Kurdeşen, tahriş, hormonal bozukluk.

Fondöten
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 24
En tehlikelileri: Polimetil metakrilat
Olası yan etkileri: Alerji, kanser.

Deodorant
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 15
En tehlikelileri: İzopropil, myristat,
Olası yan etkileri: Ciltte ve akciğerlerde tahriş, baş ağrısı, solunum problemleri.

Vücut losyonu
İçerdiği kimyasal madde sayısı: 32
En tehlikelileri: Etil paraben, metil paraben, propil paraben, polietilen glikol
Olası yan etkileri: Kurdeşen, tahriş, hormonal bozukluk.