Archive for the ‘Genel Sağlık’ Category
Amniyosentez Nedir ?
Amniyosentez anne karnındaki bebeğin iyilik halinin değerlendirilmesi için yapılan bir testdir. Bu test hakkında hamileler arasında oldukça değişik yorumlar olsa da son derece basit bir testtir.
İşlem özünde bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan 30cc kadar alarak sıvı içindeki hücrelerin kültürlerle çoğaltıldıktan sonra kromozom yapılarının incelenmesine dayanır. Acı olarak anneden kan alınmasından daha ağrı veren bir işlem değildir. Sıvıyı almak için kullanılan iğne ile kan almak için kullanılan iğne hemen hemen aynıdır. Sadece daha uzundur çünkü geçeceği katmanlar annenin en yağlı kısmı olan göbeğidir. Ve tabii ki seyredenler için ürkütücüdür, çünkü annenin o ana kadar eşine bile dokundururken imtina ettiği en değerli kısmı olan karnına bir iğnenin batması şeklinde görülür.
Gebelik boyunca yapılan pek çok testte amaç varolabilecek genetik anormalliklerin tespiti ve bu bebeklerin sağlıklı doğmaları için doğumun kontrolüdür. Amniosentez sayesinde bebek hakkında pek çok bilgiye sahip olabiliriz. Mesela bebeğin içinde bulunduğu bu sıvıda istediğimiz enfeksiyonu tarayabiliriz, bebeğin akciğer gelişimi hakkında gerçeğe yakın bir fikir sahibi olabiliriz, genetik yapısı hakkında ailede önceden varlığı bilinen hastalık veya sendromları tanıyabiliriz.
Amniosentez tanı için yapılan sade bir testtir. Tıpkı memenjiti tanımak için omuriliğe girip sıvı almak gibi.
Yumurta : En Ucuz Protein
Tanesi 25 kuruştan satılan yumurtanın kilogramı (ortalama 15 tane yumurta bir kilogram ediyor) 3,75 liradan satılırken, yaz mevsiminde çeşidine göre 4 liradan başlayan fiyatlarla satılan balık ise 60 liraya kadar alıcı buluyor.
Çiftlik ve olta balıkları yaz aylarında balık tezgahlarında yerini alırken, bu mevsimde balığın kilogram fiyatı 7 lira ile 60 lira arasında değişiyor. Balık tezgahlarında ithal uskumrunun kilogramı 3-4 liradan, kültür levreği 8-20 liradan, somon 5,5-10 liradan, alabalık 7,5 liradan, çipura 7-20 liradan, kofana 25-35 liradan, barbun ve girida ise 50-60 liradan alıcı buluyor.
Kırmızı ete oranla daha az yağlı olan ve bazı özel yağ asitleri içeren balık etinin, özellikle şeker, kalp hastalığı olanların ve felç riski bulunan insanlara hayvansal protein olarak tercih edilmesi tavsiye ediliyor.
Protein değeri yüksek olan bir diğer ürün tavuk etinin kilogramı ise ortalama 4,50 ile 7,5 liradan satılıyor. Tavuk ciğerinin kilogramı 2 liradan, gövde tavuğun kilogramı 4,95 liradan satılırken, tavuk filetonun kilogram fiyatı 7,5 liraya kadar çıkıyor.
Beyaz et tüketimi, protein içeriğinin daha yüksek olması, düşük yağ oranı, düşük enerji içeriği ile yeterli ve dengeli beslenme açısından daha uygun bir besin olarak tavsiye ediliyor.
KIRMIZI ET FİYATLARI
Et ve Balık Kurumunun yaptığı ithalat ihaleleri nedeniyle fiyatı biraz düşen kırmızı et fiyatlarının ise marketlerde kilogramı ortalama 14 lira ile 40 lira arasında değişiyor.
Dana ve kuzu karışık kıyma ortalama 14,90 liradan satılırken, dana kıyma 16,50 liradan, dana kuşbaşı 19,15 liradan, dana biftek-rosto 23,75 liradan, dana sote 28,90 liradan işlem görüyor. Kuzu sote 35,99 liradan, kuzu beyti 37,70 liradan, kuzu sote paket ise 40,70 liraya kadar alıcı buluyor.
PROTEİNİN YÜZDE 60′I BİTKİSEL, YÜZDE 40′I HAYVANSAL OLMALI
Bu arada uzmanlara göre, bir kişinin bir günde tüketmesi gereken en az protein miktarı, o kişinin gram cinsinden değeri olarak ifade ediliyor. Örneğin 80 kilogram ağırlığı olan bir kişinin günde en az 80 gram protein tüketmesi gerekiyor.
Uzmanlar, protein tüketiminin yüzde 60′ı bitkisel, yüzde 40 ise hayvansal gıda olarak ayarlanmasını tavsiye ediyor. Yetkililer, bitkisel protein içeren ekmek tüketiminin çok yaygın olduğu Türkiye’de yeterli miktarda et, süt, peynir ve yumurta gibi hayvansal ürünlerin tüketilmediğine ve bu nedenle Türkiye’de yaşayan birçok insanda ciddi oranda hayvansal protein eksiği bulunduğuna dikkati çekiyor.
Gebelikte Evcil Hayvan Beslenilebilir mi?
Hamilelik kadının yaşadığı doğal bir süreç olduğu için hayatınızda çok büyük değişikliklere sebep olabilecek bir durum değildir. Bu yüzden bakımını yaptırdığınız, aşıları tamamlanmış, temizliğine özenilmiş bir evcil hayvanın hamileyken anneyle birlikte olması hiçbir sorun oluşturmaz. Bilakis anne adayının sevgi bağıyla bağlı olduğu bir hayvanla kendisini rahatlatıp, oyalaması anneyle ortak vücudu paylaşan bebeğin de rahatlamasını sağlar.
Üstelik her zaman çok steril koşullarda olmayıp hayvancılıkla uğraşan ve çiftçilik yapan hamileleri de düşünürseniz, toplumumuzda oldukça geniş bir kitlenin sorunlu çocukları olması beklenirdi ki böyle bir bağlantının olmaması da bu durumu destekleyen en önemli kanıttır.
Saç Ekimi Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler
* İlk 72 saat minör travmalardan dahi (takılan şapkanın temas etmesi, uyurken yastığın temas etmesi gibi) korunmak için çok dikkatli olunmalıdır.
* İlk 72 saat mümkün olduğunca istirahat edilmeli ve fiziksel efordan kaçınılmalıdır.
* İlk günlerde şişlik gelişmesi olasılığına karşı, fırsat buldukça soğuk kompres-buz uygulaması yapılmalıdır.
* 5 gün süreyle antibiyotik kullanılmalıdır.
* 15 gün süreyle ağır işlerden kaçınılmalıdır.
* 2. günde ekim alanını (varsa dikiş alanını) yıkamaya başlamalıdır.
* Yaklaşık 15 gün süreyle pH’ ı 5.5 olan şampuan kullanılmalıdır.
* Yara iyileşmesi esnasında saçlı deri kaşınmamalıdır.
* İlk 15 gün sıcak ve basınçlı su kullanılmamalıdır.
* Durulama sonrası ılık hava ile saçlar kurutulmalıdır.
* Yaklaşık 1 ay boyunca havlu kullanılmamalıdır.
* Saçlı deride oluşan minik kabuklara, yara iyileşmesini hızlandıran epitelizan solüsyonlar yıkama öncesi uygulanmalıdır.
* Yaklaşık 1 ay süreyle güneşten kaçınılmalıdır.
* Yaklaşık 1,5 ay süreyle havuz ve denize girilmemelidir.
* 1-1.5 ay süreyle fitnes, futbol gibi sporlardan kaçınılmalıdır.
* 3-4 ay süreyle saç boyası, jöle, sprey, köpük gibi maddelerden kaçınılmalıdır.
Hamileyken Diş Tedavisi Yapılabilir mi ?
Tabii ki yapılabilir. Hamilelik kadınlara oldukça ağır yükler getiren bir durum gibi algılandığından bazen hamile olduğunu yeni anlamış bir hastanız size şöyle sorar: Peki ben artık ağrı kesici veya hiçbir ilaç alamayacak mıyım?
Hamileliğe bu gözle bakarsanız oldukça korkutucu bir yanı varmış gibi görünebilir. Oysa durum pek de öyle değildir. Doktor kontrolunde olmak kaydıyla hamilelikte de rahatlıkla kullanılan pek çok ilaç vardır. Ancak doktorlar hiçbir hastanın gereksiz ilaç kullanmasını istemez.
Hamilelik eşittir bir diş kaybı diye halk arasında bilinen durum hamilelikte sık gıda tüketirken gargara veya fırçalama gibi diş ve ağız hijyenini ihmal etmek neticesinde ortaya çıkıyor. Hamileyken diş hekimine gidilmez, gitsek de dolgu yapılmaz röntgen çekilmez düşüncesi de hatalı bir düşünce olmasına rağmen yaygın olarak bilinen hatta bazı diş hekimlerince de hastalara iletilen bir dezenformasyon. İlk üç ayda diş tedavisi yapılmaz düşüncesi de aynı durumun sonucu. Oysa yapılan hiçbir diş tedavisi hamilelikte bebeğe zarar vermez. Sadece kadın doğum doktorunun bilgisi ve kontrolu dahilinde olmalıdır. Yoksa ihmal edilen çürükler ilerleyerek çene içi abselere, hatta sinüsler üzerinden beyin abselerine kadar ilerleyerek, yapılması gereken basit bir tedaviden korkarken daha büyük sorunlarla karşılaşmamıza ve daha büyük zararlara yol açar. Asıl o zaman annenin hali beslenme bozukluğu, ağız içi enfeksiyonları, yüksek dozlarda kullanılması zorunlu olmuş ilaçlar bebeğe daha çok zarar verir.
Gebelikte Egzersizler
Fiziksel yönden aktif olan kadınların daha kolay doğum yaptıklarına dair kanıtlar çok eskiye dayanmaktadır. Aristotales, zor doğumların sedanter yaşam biçiminden kaynaklandığını belirtmiştir. Günümüzde de tarlada çalışan kadınların daha kolay doğum yaptıkları bilinmektedir.
Gebelikle ilgili çalışmalar sayıca az olup sonuçlar genellikle çelişkilidir. Fakat güvenlik sınırlarına dikkat edilerek yapılan orta düzeydeki düzenli egzersiz, kalp-damar kondisyonunun korunmasını sağlamakta ve gebelikte oluşabilecek kas-iskelet sistemine dair sorunları en aza indirmektedir.
Gebelik kadının vücudunda fiziksel, hormonal, ve psikolojik değişikliklere yol açan uzun bir süreçtir. Kas-iskelet sisteminde gebelikte salgılanan hormonlar sebebiyle bir takım değişiklikler meydana gelir. Bağ dokusu gevşer ve eklemler daha kolay yaralanabilir hale getirir. Özellikle el ve ayak bileğinde oluşan ödem karpal tunel ve tarsal tunel sendromlarına neden olabilir. Gebelikte büyüyen rahimin yaptığı bası ve yerçekiminin etkileriyle pelvik taban 2.5cm aşağıya çöker. Bu dönemde pelvik taban uygun egzersizlerle desteklenmez ise ilerde idrar kaçırma, pelvik organların dışarı çıkması ve seksüel fonksiyon yetersizliği gibi sorunlar baş gösterebilir.
Rahimin büyümesi sonucu vücudun ağırlık merkezinin değişmesi kadının duruşunu etkiler. Bel kavisi artar, kalça öne doğru yer değiştirir, omuzlar öne yuvarlaklaşır, baş daha önde yer alır. Bu değişikliklerden bazıları gebelik sonrasında kalıcı hale gelebilir.
Karın kasları büyüyen rahime uyum sağlamak için gerilir. Bu durum hormanların gevşetici etkisiyle birleşince karın duvarında ayrılmaya neden olur. Zayıflayan karın kasları bel ve sırt ağrılarının nedenidir.
Gebelikte gerek fiziksel gerek ruhsal sağlığın korunabilmesi için kontrolllü bir egzersiz programının oluşturulması oldukça yararlıdır.
Fiziksel kondisyonun korunmasını sağlar,
Postür(duruş) bozukluklarını önler,
Dolaşım ve sindirimi düzenler,
Doğum için gereken kas aktivitesini destekler,
Kilo kontrolünü sağlar,
Doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır.
Gebelikte egzersiz programı düzgün duruş ve nefes eğitimiyle başlar. Uygun vücut mekanikliklerini öğretilir. Doğum sonrası çocuk bakımı için kol kaslarının kuvveti önemlidir. Ödem varis ve kramplar konusunda kişi eğitilir. Pelvik taban kas kontrolü için egzersiz verilir. Kalp-damar sağlığının korunması için aerobik egzersiz önerilir. Doğumda kullanılacak kaslar kuvvetlendirilir. Gevşeme ve solunum eğitimi verilir.
ÖNEMLİ TAVSİYELER:
KADIN DOĞUM UZMANINIZIN İZNİ OLMADAN EGZERSİZE BAŞLAMAYIN
KADIN DOĞUM UZMANINIZLA DÜZENLİ GÖRÜŞMENİZ SİZİN SAĞLIĞINIZ VE BEBEĞİNİZİN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİDİR.
EGZERSİZ SIRASINDA DİYETİNİZE ÖNEM GÖSTERİNİZ.
EGZERSİZ SIRASINDA KALP ATIŞLARINIZI VE VÜCUD SICAKLIĞINIZI KONTROL EDİNİZ.
BELİRLENEN UYGUN SEVİYEDE BİSİKLET, YÜRÜYÜŞ VE YÜZME GÜVENLİ AKTİVİTELERDİR.
Saç Ekimi Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler
* Kişinin önceki sağlık sorunları açısından sorgulaması (şeker hastalığı, hipertansiyon, epilepsi gibi hastalıkların varlığı açısından) yapılmalıdır.
* Kişinin kan tetkikleri istenmelidir.
* Operasyonda kullanılacak lokal anesteziklere ve diğer ilaçlara karşı alerji olup olmadığı değerlendirilmelidir.
* Kişinin psikiyatrik bir rahatsızlığının varlığı ve psikiyatrik bir ilaç kullanıp kullanmadığı sorgulanmalıdır.
* Kişi operasyon günü yorgun olmamalıdır.
* Bir hafta önce sigara kullanımının kesilmesi veya azaltılması tavsiye edilmelidir.
* Yaklaşık bir hafta önce alkol ve uyuşturucu madde kullanımı kesilmelidir.
* Yine bir hafta önce aspirin başta olmak üzere antiagregan özellikli ilaçların kullanımı bırakılmalıdır.
* Operasyondan yaklaşık 2 saat önce yemek yenmesi hatırlatılmalıdır.
Vaginismus Problemi için Çözüm
Vaginismus problemi olan kadınların sosyokültürel seviyeleri değişiklik göstermektedir. Meslek sahibi, üniversite okuyan, kültür düzeyi yüksek kişilerde de görülebileceği gibi dar zihniyetli, aşırı korumacı ve baskıcı aile ortamında yetişen bayanlarda da görülebilir. Genellikle kızlık zarının yırtılma ve kanama korkusu ve bunun neticesinde çok acı çekileceği duygusu hakimdir. Penisin vajina içine girmesine karşı duyulan korku, çevreden duyulan ilk gece deneyim hikayeleri, kızlık zarının müslüman toplumlardaki önemi vajinismus probleminin zeminini hazırlamaktadır.
Vaginismus sorunu yaşayan kadınlar genellikle halen bakiredir, birkaç cinsel deneyimin ardından korku ve vajina girişinde hissedilen acı duygusuyla cinsel birleşme gerçekleşmemiştir. Evli oldukları halde yıllardır bu halde evlilik hayatlarını sürdüren çiftlere oldukça sık rastlanmaktadır. Yada daha önce cinsel deneyimi olduğu halde doğum, kürtaj, kötü jinekolojik muayene, tecavüz gibi travmatik olaylardan etkilenip sonradan vajinismus yaşayan kadınlar da vardır.
Vaginismus hastalarında genellikle cinsel ilişki esnasında tüm vücutta kasılma, bacakları açamama, gerilme gözlenir, kadın eşinin kendi içine girmesini reddederek vücudunu arkaya doğru iter. Vagen kasları ciddi şekilde kasılır, bu esnada değil penis, parmak ucunun bile vaginadan geçirilmesi imkansızdır. Kadın eşiyle cinsel ilişkiye girmeyi beyinsel olarak istese dahi vücudu reddetmektedir. Korku ve endişe neticesi duyulan duyulan ağrı ve acı hissi bilinçaltına yerleştiğinden vagen girişine yapılan her türlü girişimde (dokunma dahil) vagen kasları istemsiz olarak kasılmaktadır. Tüm bu olumsuz duygular vajina etrafını çevreleyen kaslarda olumsuz “kas hafızası”nın oluşmasına neden olur.
Vagina ne kadar dar veya girişi küçük olsa dahi cinsel ilişkiye girememe sebebi değilidr. Çünkü vagina esneyebilen, genişleyebilen bir organdır, doğum esnasında bebeğin başının ve tüm vücudunun çıkmasına yetecek kadar genişleyebilir.
Ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilecek bazı hastalıklar da vagjnismusla karışabilir. Örneğin vulvit, vajinit gibi iltihabı hastalıklar veya vulvar vestibulit sendromu cinsel ilişki esnasında ağrı ve acıya sebep olur ve cinsel ilişkiye girmeyi imkansız kılabilir. Bu nedenle öncelikle jinekolojik muayene ile hasta değerlendirilmeli ve ayrım yapılmalıdır.
Vaginismus problemi yaşayan çiftler tam olarak cinsel birleşme yaşamadıkları halde vajen ağzına dökülen spermlerin neticesinde veya aşılama (inseminasyon) işlemi ile bebek sahibi olabilirler. Ancak evliliğin mutlu ve sağlıklı şekilde devamı için sağlıklı bir cinsellik son derece önemlidir. Vajinismus problemi uygun şekilde tedavi edildiği taktirde tedavisi %100 mümkün olan bir durumdur.
Cinsel soğukluk ve vajinismus birbirinden farklıdır. Cinsel soğuklukta kadın cinsel ilişkiden zevk almamakta, cinsel olarak uyarılmamakta, orgazm olamamaktadır. Bu nedenle vagende ıslanma yok veya çok az olmaktadır. Vaginismusta ise cinsel arzu ve orgazm açısından sorun yoktur. Bu kişilerde ilişki sırasında acı duyma korkusu ile gerçek bir cinsel birleşme gerçekleşmediği halde kadın diğer alternatif yollarla uyarılabilir, orgazm yaşayabilir, cinsel arzu sırasında vajende ıslanma son derece normaldir.
Vajinismus tedavisinde amaç, vajina girişinde oluşmuş olumsuz “kas hafızası”nın kaldırılması ve istemsiz kasılmaların yok edilmesidir.
Vajinismus nedeni ile başvuran çiftlerin tedavisinde önce durum değerlendirmesi yapabilmek için şikayetler dinlenir, ardından konu hakkında her iki taraf bilgilendirilir. Jinekolojik muayenenin sadece gözle yapılacağı, kadının anatomik yapısını ve vaginismus derecesini anlayabilmek için yapılan bu muayene esnasında asla herhangi bir ağrı ve acı hissedilmeyeceği anlatılır. Bu muayene kadının genital bölgesinde herhangi bir anatomik anomali olup olmadığının ayrımını yapabilmemiz için şarttır. Vaginismus problemi olan kadınların jinekolojik muayeneleri oldukça zor olmasına rağmen doktorun hastasına karşı sabırlı ve anlayışlı yaklaşımı, rahatlaması ve gevşemesi için yapacağı sözlü telkin ve uygun pozisyon sağlanmasının ardından yapılan sadece bir kaç dakika süren muayene esnasında kesinlikle ağrı ve acı hissedilmemesi hastanın endişe ve panik duygusunu ortadan kaldırır, doktoruna duyduğu güveni arttırır.
İlk muayene tamamlandıktan sonra uygulanacak olan “vaginismus seans uygulaması” muayene uygulamasından çok da farklı değildir. Hastaya önce gevşeme egzersizleri yaptırılır, nefesini nasıl alacağı, karın, kalça ve bacak kaslarını nasıl gevşeteceği ve esneteceği öğretilir. Kendi genital bölge anatomik yapısını tanıması ve hissetmesi sağlanır, önce doktorunun daha sonra kendisinin yapacağı uygulamalarla vajina girişindeki ağrı ve acı hissi ortadan kaldırılıp vagen kaslarını gevşetmesi kolaylaştırılır. Uygulamalar hasta tamamen uyanık ve bilinçli olarak gerçekleştirilir. Dünyadaki milyarlarca kadın cinsel ilişkiye nasıl giriyorsa aynı şekilde gevşemeleri ve hazırlanmaları için neler yapacağı öğretilir. Uygulamada hasta hipnozla uyutulmaz veya operasyonla kızlık zarı alınmaz. 1 saatlik seans sonrasında vagen girişindeki kasları kullanabilmeyi ve gevşetebilmeyi öğrenmiş, vajina girişinde yeni kas hafızası oluşturulmuş ve cinsel ilişkiye girmeye hazır halde evine döner.
Seans uygulaması yaklaşık 1 saat sürmektedir. Sadece tek bir seanstan sonra bile vajinismus problemi tamamen ortadan kalkan hastaların yüzdesi %90-95′i bulmaktadır. Son derece çözümsüz, zor denilebilecek vakalarda dahi 2 yada 3 seanstan sonra vajinismus problemi kesin olarak çözümlenir.
Vajinismus seansından 1 hafta sonra hasta kontrole çağırılmaktadır. Böylece seans sonrası ilk uygulamadaki başarı yada başarısızlık nedenleri yeniden değerlendirilir. Başarılı olunduğu taktirde durumun aynı şekilde devamı ve daha da kolaylaştırılması için önerilerde bulunulur. İlk uygulamada başarısızlık halinde seansta yapılan uygulamalar tekrarlanır ve seans sayesinde vagen etrafında oluşturulmuş yeni kas hafızası yeniden hatırlatılır. Kontrolden ücret alınmaz.
Ben kendi kliniğimde hastaların şehir dışından gelme ve konaklama durumuna göre bazı kontrol ve takiplerimi ertesi gün veya gün aşırı yapıyorum. Genellikle vajinismus problemi 2-7 gün arasında çözümlenmektedir, ancak bu süreç problemin derecesine göre 15-20 güne uzayabilir.
Tedavilere eşlerin katılması istenmektedir. Çünkü vaginismus çiftlerin ortak sorunudur. Vaginismus seans ve uygulamaları ardından her iki bireye bundan sonra nasıl davranacakları ve nasıl uygulama yapacakları ayıintılarıyla öğretilir. Her iki tarafa da bu esnada paniğe kapılmamaları, anlayışlı olup sakin ve sabırlı davranmaları için psikolojik destek verilmesi de gerekmektedir. Tedavide başarı şansını arttıran en önemli faktör seanslar sonrasında doktorun kendilerine önerdiği uygulama yöntemini harfiyen yapmaları ve tedaviye olan inançlarını kaybetmemeleridir.
Vajinismuslu kadınların eşlerinde zaman içinde bir takım cinsel poblemler gelişebilir. En sık görülen sertleşme problemi ve erken boşalmadır. Psikolojik sebeplerin zemin hazırlamasından ötürü vajinismus probleminin ortadan kalkması, çözümlenmesi ve cinsel hayatın baslaması ile tüm bu sorunlar kendiliğinden düzelir.
Vaginismus tedavisinde hastaların genel anestezi veya benzeri ilaçlarla uyutulup eşleri ile cinsel ilişkiye girme ortamı hazırlanması son derece yanlış bir uygulamadır. Bu şekilde asla kesin ve başarılı sonuç alınamaz. Kızlık zarının hasta uyurken yırtılması veya açılması, vagenin genişletilmesi işlemi de kesinlikle işe yaramaz. Anestezinin veya ilacın etkisi geçip hasta uyandığında hala aynı problem devam ediyor olacaktır, çünkü hala kadın cinsel ilişkiden korkuyordur, bacak kasları ve vagen kasları istemsiz kasılmaya devam eder. Bu kişilere sakinleştirici veya antidepresan ilaçların verilmesi de sorunu çözmez. Aksine bu tip ilaçların bazıları cinsel isteği azaltabilir. Yani özetle korku ve acı duygusunu çözümlemeden bu uygulamaların başarılı olma şansı mümkün değildir. Boşuna para ve zaman kaybına sebep olacağı gibi hastalarda tedavi olamamanın yarattığı mutsuzluk duygusunu arttırır.
Çevrenizdeki bir çok evli çift geçmişte bu sorunu yaşamış veya hala yaşıyor olabilir. Konuşulmaya çekinilen, aile büyükleri ile bile paylaşılmaya utanılan bu durumu yaşayan her çift sorunun sadece kendilerinde olduğunu düşünmektedir. Tedavisi mümkün olan bu rahatsızlığın evlilik ve cinsel hayatınızı çıkmaza sokmasına izin vermeyin. Uygun olmayan tedavi şekilleriyle zaman ve para kaybetmeyin. Bu işi gerçekten bilen ve uygulayan deneyimli uzman bir hekime başvurun. Tecrübeli olmayan kişiler tarafından uygulanan tedaviler sonucu karşılaşılan başarısızlıklar durumun daha da çözümsüz hale gelmesine ve ümidinizin kırılmasına yol açabilir. Tedaviye başlamadan önce doktorunuza daha önce vajinismus tedavisi yapıp yapmadığını sormaktan çekinmeyin. Unutmayın ki dünyada milyarlarca kadın için cinsel ilişki acı değil zevk veren bir eylem. Siz de her sağlıklı kadın gibi bunu doğal olarak yaşamalısınız.
Tekrarlayan Tüp Bebek Başarısızlığının Nedenleri
Uzmanlar, başarılı bir tüp bebek uygulaması için çiftlere tam analiz yapılmasının şart olduğunu ve sorunun tespit edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Gürgan Clinic Kadın sağlığı, İnfertilite ve Tüp bebek merkezi Medikal Direktörü ve Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Aygül Demirol, genel tanım olarak 3 ve üzerinde tüp bebek tedavisinden olumlu sonuç alınmamasının ”tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı” olarak ifade edildiğini belirtti.
Tedavi öncesinde çiftlerin her yönden iyi analiz edilmesi gerektiğine işaret eden Demirol, özellikle hormonal ve immün olarak değerlendirilmelerin çok önemli olduğunu vurguladı. Demirol, troit sorunları, prolaktin yüksekliği, immün sistem ile ilgili bazen net tanı konulamamış sinsi seyreden romatolojik, gastrolojik ve tüm diğer sistemler ile ilgili sorunlar olabildiğini belirterek, bunların çözümlenmesi halinde tedaviden iyi yanıt alınabildiğini söyledi.
KISIRLIKTA ERKEK FAKTÖRÜ ÖNEMLİ YER TUTULUYOR
Kısırlık vakaları analiz edildiğinde, önemli bir oranda erkek faktörünün ön plana çıktığına dikkati çeken Demirol, erkek kısırlığının iyi analizi ve teşhisi ile tedavi yöntemleri sayesinde birçok çiftte olumlu sonuçlar elde edildiğini belirtti.
Demirol, ”Sayısal düşüklük, hareket oranı düşüklüğü ya da tam hareketsizlik, şekil bozuklukları ve sperm örneğinde genetik olarak DNA kırıklarının yoğun olması kısırlık nedeni. Çevresel faktörler, çalışma şartlarında maruz kalınan birçok toksik madde, sigara, erkek yaşının ilerlemesi de sperm kalitesini düşürüyor” diye konuştu.
Demirol’un verdiği bilgiye göre, bazı vakalara özel antioksidan ve vitamin tedavisi gerekli olabiliyor. Kimi daha ciddi vakalarda da hormon tedavisi ve sperm yapımının uyarılması gerekiyor.
Erkekte Menopozun Nedenleri Nelerdir?
Erken menopoz riski ile bağlantılı, değişime uğramış dört gen belirlendi.
İngiltere’deki Exeter Üniversitesi ve Kanser Araştırma Enstitüsünden bilim adamları, 51 yaşında (ortalama menopoza girme yaşı 50 olarak kabul ediliyor) giren 100 bin kadın ile menopoza 45 yaşından önce giren 2000 kadının verilerini karşılaştırdı.
Dört gen varyantının, erken menopoz riskini büyük oranda artırdığı görüldü.
“Human Molecular Genetics” dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atanlardan Anna Murray, bu araştırmanın, gebelik planlaması konusunda kadınlara yardım edebilecek basit bir gen testinin geliştirilmesinin yolunu açtığını belirtti.
İranlı bilim adamları da haziranda, her üç yılda bir yapılan kan testiyle menopoz başlangıcını önceden belirleyebildiklerini duyurmuşlardı.