Archive for the ‘Genel Sağlık’ Category



Rahimde yara nedir ?

Rahimde yara dendiğinde de aslında kastedilen rahim ağzında yaradır. Anatomik olarak rahim ağzı bir geçiş bölgesidir. Rahimden vajinaya veya tersi geçiş için bir boğaz gibidir. Bu yüzden buraya Latince de boyun anlamına gelen serviks- veya kollum denir. Her geçiş bölgesi, gibi kanser oluşumu açısından riskli olabilecek bir alandır. Kadınlarda rutin muayene sırasında mutlaka görüldüğü için düzenli smear aldıran kadınlarda hiçbir zaman rahim ağzı kanseri oluşmaz.

Yara olarak bilinen ise jinekologların daha çok erozyon olarak tanımladığı rahim ağzında yer alan dayanıklı dokunun aynen bir erozyon gibi aşınması sonucunda, daha alttaki -yumuşak, kırmızı, damarlı -dışardan bakıldığında kabuğu kalkmış bir yara gibi görünen alanıdır. Bu dokuda erozyon oluşması zaten çok kolaydır. Vajinanın rahime doğru uzanan kısmı olduğu için bütün enfeksiyonların ilk durak noktasıdır. Tıpkı her gribal durumda burnunuz, boğazınız gibi en dışa yakın alanların tahriş olması gibi, her akıntılı durumda da burası tahriş olur. Burnunuz ne kadar çok akarsa o kadar kızarıp kabuk bağlayabilirse burası da kızarıp aşınabilir. İşte kadın doğumcular buna erozyon der. Bazen de yara denerek anlatılır.

Yara denen durum genel olarak dokunun bir zayıflama halidir. Tedavisi öncelikle altta yatan sebebe yöneliktir. Sürekli hal alır ise enfeksiyon veya kanser başlangıcı olmadığı kesinleştirildikten sonra, yakma olarak bilinen koter veya dondurma olarak bilinen kryo ile üstü kapatılarak iyileşmeye bırakılır.

Soğuk Lazerle Bölgesel İncelme

oğuk lazer uygulamaları ağrısız, acısız ve zahmetsiz şekilde zayıflama vaad etmesi açısından ilgi çekicidir.

Bu güne kadar liposuction ya da kavitasyon cihazlarında bölgedeki yağın eriştilmesi parçalanması hedeflenmektedir. Soğuk Lazer cihazında ise yağ dokusu ileride yaşlılıkta enerji deposu olacağı düşüncesi ile saklanmakta, sadece hücre zarı geçirgenliği arttırılarak sıvı yağın hücre dışına alınarak lenf dolaşımı ile atılması hedeflenmektedir. Yani yuvarlak yapıdaki yağ hücresi tıpkı portakal gibi sıkılarak içi boşalmış görüntüsü elde edilir. Sıvı yağ vücuttan lenf dolaşımı ile atılır , siz de incelir ve sıkılaşırsınız.

Örnek olarak karın bölgesinde 1 milyon yağ hücresi olduğu tahmin edilmektedir.Biz Plastik cerrahlar liposuction ile bu hücre sayısını 500.000 e indirebiliriz. Ama sonradan diyete devam etmezseniz o kalan hücreler şişerek yeniden o bölgede kalınlaşma yaratabilir. Yani o bölgede hücre artmaz ama şişer. İşte soğuk lazerde bu şişen hücrelerin içinin boşaltılması hedeftir.

Soğuk lazerle liposuction öncesi uygulama ile ameliyat ağrısında azalma, ödemde gerileme de tespit edilmiştir. Aynı şekilde tüm cerrahi uygulamalarda ağrı azaltma amaçlı da uygulanabilir.

Soğuk lazer gün aşırı 72 saat ara ile toplam 6 seans uygulanır ve 2. Haftalık uygulama sonrası 2 beden incelme vaad eder. 72 saatin mantığı hücre geçirgenliğinin 72 saat devam etmesidir. Yani 72 saat hücreler portakal gibi sıkılır ve içini boşaltır.

Aynı zamanda bu cihazın bir çıkış noktası da kan kolesterol seviyesini % 12 azaltmasıdır. Bu sayede sağlıklı yaşama da destek olmaktadır.

Uygulama bölgeleri:

Karın

Bacak

Gıdı

Kollar

Yanaklar

Jinekomasti için memeler (erkek tipi meme büyümesi)

Ayak bilekleri

Hamilelik ve emzirme hali dışında hemen hemen tüm hasta gruplarında uygulanabilir.

Uygulama sonrası 2. Seanstan itibaren vücutta enerjide artma rahatlık tariflenmektedir.

Vücutta ayak bileği, alt göz kapağı gibi zor alanlarda bile sonuç verebilmesi açısınsan kayda değerbir cihazdır.

Dünyada sadece plastik cerrahların tercih ettiği bir zayıflama metodu olması açısından önemlidir.

Plazma Tedavisi Nedir

Vücudumuzun herhangi bir yeri yaralandığında bu bölgede bazı hücrelerin topladığı ve diğer bölgelere göre konsantrasyonunun arttığı tespit edilmiştir. bu hücreler bazı reaksiyonları başlatarak dokularda iyileşmeyi sağlar. Pek çok doku yenilenme işleminde biz isteyerek dokularda kontrollü bir hasar oluştururuz ki bu hasar bölgede hücre toplanmasını arttırarak iyileşmeyi başlatır ve bölge gençleşir.

Plazma tedavisi bu mekanizmadan hareketle oluşturulan bir tedavidir. Sanki bir hasar oluşmuş gibi bölgede bazı hücrelerin ve büyüme faktörlerinin yoğunlaşması sağlanır ve böylece onarım süreci başlatılır.

PLAZMA TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

Tedavi 15 gün arayla seanslar şeklinde yapılır. Uygulanmak istenen tedaviye göre seans sayısı 3 veya daha fazladır.

Uygulama öncesinde veya sonrasında dikkat edilecek herhangi bir şey yoktur. Uygulama öncesinde tetkik yapılması gerekmez. Tedavi sonrası iyileşme süresi gerektirmez hasta hemen günlük aktivitesine dönebilir.

Tedavi için özel geliştirilen kitler vardır ki bunlar tek kullanımlıktır. Hastanın kanı bu tüplere alınarak ayrıştırılır. Kanın istenmeyen kısmı aşağıya çökerken istenen kısmı üstte toplanır, bu kısım ince uçlu iğnelerle çok kısa bir işlemle tedavisi planlanan bölgeye uygulanır. Ayrıştırılan kısımda trombositler ve büyüme faktörleri bulunur. Bunlar bir dizi onarım ve iyileştirme reaksiyonunu başlatarak kök hücrelerin bölgeye toplanmasına neden olur.

PLAZMA YEDAVİSİ KİMLERE UYGULANMAZ?

Kanser hastalarına uygulanamaz.

PLAZMA TEDAVİSİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

Hastanın kendi kanından özel ve tek kullanımlık tüplere alınarak hazırlanan bir işlem olduğu için enfeksiyon bulaşma riski ve alerji riski taşımaz . Oldukça güvenli bir tedavidir.

PLAZMA TEDAVİSİYLE CİLT GENÇLEŞTİRME

Bu tedavinin en önemli tedavi alanlarından biri cilt gençleştirme alanıdır. Uygulama hastanın cilt özelliklerine göre 2 hafta arayla 3 veya 4 kez yapılır. Kalıcı sonuçlar 1,5-2 ay sonra alınmaya başlanır. Ciltte alınan değişiklik tamamen doğaldır. Herhangi bir ifade değişikliği veya şiş görünüm oluşmaz.

Ciltteki akneler azalır

Akne izleri azalır veya kaybolur.

Cilt rengi genel olarak açılır. Lekelerde, kızarıklıkta azalma olur.

Sıkılık artışı olur. Yüz ovali toparlanır.

İnce çizgiler ve kırışıklıklar kaybolur veya azalır.

Cilt görünümü daha sağlıklı ve parlak olur. Cilt dolgunlaşır.

Ciltteki skarların tedavisinde kullanılır

Bu sonuçlar 2 ay sonra belirginleşir, giderek artar. 1 yıl sonra herhangi bir bozulma tespit edilmez. Ancak daha iyi sonuçlar için 1-3 seans uygulama yapılması önerilir.

PLAZMA TEDAVİSİYLE SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ

Çok çeşitli sebeplere bağlı olarak saç dökülmesi görülebilir. Bu sorunla karşılaşıldığı zaman mutlaka bir dermatoloğa başvurarak saç dökülmesinin kaynağını ve tipini tespit etmek gerekir.

Saçlardaki dökülme başka bir nedene bağlıysa mutlaka buna yönelik tedavi de uygulanmalıdır.

Plazma tedavisi hemen her tip saç dökülmesi tedavisinde ek olarak kullanılabilir bazen tek başına kullanımı bile çok başarılı sonuçlara neden olur.

Saçlardaki kullanımı 15 gün arayla en az 4 seanstır. Sonuçların alınması 1,5-2 ay sonra başlar ve artarak devam eder. 1 yıl sonra gerekli görülürse tekrar edilebilir. İhtiyaç olmazsa böyle bir zorunluluk yoktur.

Saçlarda büyüme hızlanır.

Saçlar güçlenir daha hacimli durur.

Dökülme durur.

Yeni saçlar gelmeye başlar.

Yeni gelen saçlarda grileşme azalır. Kendi doğal renginde çıkar.

Bilgisayarlı Saç Analizi

* aç dökülmesinin tipi belirlenebilir.
* Saç dökülmesinin derecesi ölçülebilir.
* Saç yoğunluğu hesaplanabilir.
* Saç tellerinin kalınlığı incelenebilir.
* Anagen ve telogen evredeki saçların oranı ölçülebilir.

Saç analizi hastaların saçlarının durumu ile ilgili bilgi verir. Ayrıca elde edilen veriler ışığında, yakın gelecekte yaşanabilecek saç dökülmesi hakkında yorum yapmaya olanak tanır.

40 kat büyütmeli fotoğraflar üzerinde, hangi bölgelere ekim yapılması gerektiği belirlenir. Ekim öncesinde ve ekim sonrasında saçların durumu fotoğraflarla ve sayısal analizlerle kıyaslanabilir.

Hasta saç ekimine uygun değilse veya ekim dışında başka bir tedavi istiyorsa; saç mezoterapisi başta olmak üzere medikal tedavilerin sonuçları en güvenilir ve objektif şekilde saç analizi ile takip edilebilir.

Saç analizleri çoğu klinikte saç sorunları nedeni ile başvuran hastalara ücretsiz olarak sağlanan bir hizmettir.

Bebeğinizin Emziğini Tatlıya Batırmayın

Bebeklere verilen emziklerin, kullanım aşamalarında yaşanan yanlışlıkların, ağız ve diş sağlığı açısından ileride büyük sorunlara neden olabileceğine dikkati çeken Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Küçükeşmen, ”Bal veya pekmeze batırılan ya da yere düştükten sonra erişkinin ağzında temizlenerek çocuğa verilen emzikler, çocukların küçük yaşta diş problemleri yaşamasına neden oluyor.

Bu, çocuğun ağzında mikroorganizmaların oluşmasına sebep oluyor” dedi. Bebeklik çağından itibaren diş çürüğü problemi ile karşı karşıya kalabildiklerini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Küçükeşmen, diş çürüğünün, annelerin bilmeden süte pekmez, bal, şeker katmaları veya kendi ağızlarına soktukları kaşıkları bebeğin ağzına vermeleriyle oluştuğuna değindi. Çocukların hassas bir yapıya sahip olduklarını, bu nedenle erişkinlerin ağızlarından çıkan hiçbir şeyin asla bebeklerin ağızlarına sokulmaması gerektiğini dile getiren Küçükeşmen, anne veya bakıcıların ağızlarındaki mikroorganizmaların bebeğe taşındığını ve bunun da çürüklere neden olduğunu bildirdi.

BAZI EMZİKLER AĞIZ YAPISINI DA BOZABİLİR

Annelerin en çok yaptığı hatalardan birinin de emziği tatlı gıdalara batırarak bebeklerin ağzına vermeleri olduğunu kaydeden Küçükeşmen, tatlandırıcıların bebeğin ağzında diş çürümesine neden olan bakteriler ürettiğini belirtti. Gece beslenmeleri sırasında biberonla sütün içine bal, pekmez veya şeker katılmasının da diş sağlığı açısından zararlı olduğunu dile getiren Küçükeşmen, ”Gece beslenmeleri esnasında biberonla sütün içerisine bal, pekmez, şeker katılan tatlandırıcılar bebeğin ağzında gece göllenmeye yol açarak, aynı şekilde yaygın diş çürüklerine yol açabilmektedir.

Gece beslenmesinde süt içerisine bu tarz tatlandırıcı maddeler koymamak ve bebeği besledikten sonra arkasından su dolu bir biberonla bebeğin ağzının suyla çalkalanması gerekiyor” dedi. Emzik şekillerinin de ağız ve diş sağlığını olumlu ya da olumsuz etkileyebildiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Küçükeşmen, bebeklerin ağız ve damak yapısını bozmayacak, ortodonti emziklerin tercih edilmesi gerektiğini bildirdi. Küçükeşmen, şu bilgileri verdi: ”Öne itimlere neden olmayacak emzikler üretildi.

Bunların üretilmesi ile gerçekten bebek diş sağlığı biraz daha, çene yapısı anlamında korunmuş oluyor, çünkü diğer emzikler daha şişkin ve ağızda, damakta daha yer kaplayıcı oldukları için ileriye doğru itimlere neden olabiliyorlar. Bunlar zaman içinde çene bozukluklarına, çenenin açılıp kapanışı dediğimiz bozukluklara da sebep olabiliyor.”

Fue Saç Ekim Tekniği

Bu teknikte;

* Ensede şerit biçimde çizgi kalmaz.
* Kılların alındığı alanda uzun süre hissizlik duyusu olmaz.
* Uygun vücut bölgelerinden kıl köklerinin nakline olanak tanır.
* Greftlerin çıkarıldığı alanda hızlı iyileşme görülür.
* Profesyonelce uygulandığına saçlar doğal ve dolgun görünümlü olur.

FUE tekniği ile ekim nasıl yapılır?

FUE yönteminde saç ekimi dört temel adımda yapılmaktadır. Bunlar:

1. Donör alandaki kıllar işlem öncesinde 2 mm uzunluğunda kısaltılır.
2. Özel bir cerrahi aletle (0.5-0.9 mm çapında iğneler) saç kökleri çıkarılır.
3. 0.8-0.9 mm çaplı silindirik aletlerle kanallar açılır.
4. Donör alandan alınan saç kökleri, istenilen bölgeye yerleştirilir.

FUE tekniği ile ne kadar ekim yapılabilir?

* Saçlı deride normal sıklık santimetrekare başına 70-100 foliküler ünitedir.
* Saç sıklığı %50 azaldığında saç kaybı gözle fark edilir hale gelir.
* Santimetrekare başına 35 ila 50 foliküler ünite ekimi ile yeterli saç sıklığı sağlanır.
* Bazı kişilerde saçın yapısına bağlı olarak, istenen sonuçlar için 65 foliküler üniteye kadar ekime ihtiyaç duyulabilir.
* FUE tekniğinde dikkat edilmesi gerekenler!
* Kökler zedelenmeden çıkarılmalı.
* Saç köklerinin mutlaka doğru yönde ekilmeli.
* İşlem sonrası hasta uyarılara dikkat etmeli.

FUE tekniği ile günde ne kadar ekim yapılabilir?

* Deneyimli, uzman ekipler 2.000 ila 3.000 greft ekim yapabilmektedirler.
* Hastanın ensesi çok yoğunsa ve ihtiyacı fazla ise iki gün üst üste toplam 4.000 -5.000 greftlik ekimler mümkündür.
* İhtiyaç halinde ikinci FUE operasyonu en erken 3 ay sonra gerçekleştirilebilir.

Endometriozis

Endometriosis bulunduğu yere göre iki grupta incelenir:

A-Endometriosis genitalis: Endometriosis olgularının %94′ü genital organların herhangi bir yerine lokalize olmuştur. Uterus dokusu içinde veya tubada endometrium dokusu, ektopik olarak bulunursa buna endometriosis genitalis interna denir. Uterus ve tuba dışında kalan genital organlarda görülen endometrium dokusuna endometriosis genitalis externa denir; en çok yumurtalıklarda, vaginada, Douglas boşluğunda, retro-servikal bölgede, ligamentlerde rastlanır. Douglas boşluğunda bulunan endometriozisin bir uzantısı olarak vagen arka fornixinde çıplak gözle bakıldığında eski endometriotik kanama odaklarından dolayı mavimsi renk almış oluşumlar halinde ve nodüler yapılarak olarak tespit edilir. En sık endometrium dokusunun uterus adelesi içine ektopik olarak yerleşmesine rastlanır. Endometriosis odakları uterus adelesinin her yerinde yaygın olarak bulunursa buna adenomyosis denir. Adenomyosis odakları bulunan hastaların uterusunda büyüme tespit edilir. Bu hastalarda sonradan başlayan dismenore ve şiddetli adet kanamaları görülür. Endometriosis odakları tubada olursa, özellikle istmik bölgede nodüler kalınlaşmalara neden olur ve bu duruma endometriosis tuba istmika nodosa denir. Bu endometriosis nodülleri tuba da tıkanıklık yapar ve kadınlarda sterilite (kısırlık) nedeni olur.

Ovaryumun yüzeyinde veya ovaryum dokusunun derinlerinde bulunan endometriosis kistleri önceleri küçük, kırmızı, mavimsi renkte olup, daha sonra bu küçük kistler birbirleri ile birleşerek büyük, içi kanla dolu endometriosis odaklarını oluştururlar. Daha sonra bu odakların içindeki kan koyulaşarak katran rengini alır. Bunlara endometrioma (çikolata kistleri) denir. Bu kistlere çevresindeki dokular yapışarak büyük ve konglomerat tümörler meydana getirirler. Muayene sırasında veya bazen kendiliğinden yırtılarak kist içindeki muhteva karın boşluğuna dökülür. Rekto-servikal endometriozisde ve Douglas endometriozisinde muayenede uterusun hareketi azalmıştır ve şiddetli ağrı vardır. Hastalar bel ağrısından, cinsel temas ve adet ağrılarından yakınırlar.

B-Endometriosis extra-genitalis:

Genital organlar dışında, vücudun çeşitli yerlerinde görülen endometriozis ise endometriosis extra-genitalis olarak adlandırılır. Ekstra genital endometriosis vakaların %6′ sında görülür. En çok appendikste, ince barsaklarda, mesanede, omentumda, operasyona ait skarlarda, göbekte, vaginada bulunabilir. Mesane endometriosisinde bilhassa kadınlarda adet sırasında idrardan kan gelmesi (hematüri) en belirgin semptomdur.

Endometriosis odaklarının teşekkülünde çeşitli teoriler ileri sürülmektedir:

a. İmplantasyon teorisi:Geri akışlı mentruasyona bağımlı olarak endometrium parçalarının karın boşluğuna yerleşip, büyümesi endometriozise neden olmaktadır. Bu teori, karın boşluğu dışındaki endometriozis odaklarını açıklayamaz.

b. Coelom Epitelinin Metaplazi Teorisi:Bu teoriye göre ilkel peritonu oluşturan çölom (coelom) epiteli, hormonlar veya iltihabi durum gibi uygun bir stimulus altında endometrium dokusuna dönüşebilir. Plevra ve periton boşluğunda saptanan endometriozis odaklarını bu teori ile açıklamak mümkündür.

c. Metastaz Teorisi: Mukoza parçacıklarının lenf ve kan yolu ile sürüklenerek, endometriozis odaklarının oluşmasıdır. Sakrouterin ligamentlerde, akciğerde, kemiklerde görülen endometriosis odaklarını bu teori ile açıklamak mümkündür.

d. Direkt Yayılma Teorisi: Endometriotik hücrelerin myometrium, serviks, tuba gibi komşu dokulara direk olarak yayılımı sonucu endometriozis meydana gelmektedir.

Teşhis: Endometriozis hangi organa yerleşmişse, menstruasyon zamanında o organa özgü şikayetler ortaya çıkar. Douglas’ta endomertiozis olursa uterus retrovert (arkaya dönük) ve fikse (sabittir) denir. Adet zamanı bele vuran şiddetli ağrılar olur. Laparoskopi ya da laparotomi sırasında izlenen endometriotik odaklardan biopsi alınarak kesin patolojik tanı konulabilir ve kanda CA125 tümör markeri ile takip edilebilir.

Klinikte endometriozis dört evrede sınıflandırılır: Minimal ve orta derecede endometriozis durumu sırasıyla Evre I ve EvreII olarak nitelendirilir ve bu evrede olan infertil kadınların yaklaşık %90′ı beş yıl içinde tedavisiz gebe kalabilir. Over tutulumu kendini endometrioma ile belli eder; endometrioma çapı 30mm’den büyük ise Evre III olarak kabul edilir. Şiddetli endometriozis olarak tanımlanan Evre IV’de overler orta hatta birbirine yapışır, rektum rahim arkasına yapışır, barsaklar birbirine yapışarak Douglas’ı kapatır. Özellikle Evre IV olan hastalarda spontan gebelik pek mümkün olmaz.

Tedavi:Endometriozis gebelik esnasında ve doğum sırasında gerilediğinden, gebelik önerilmelidir. Fakat bu kadınların %75′i infertil (kısır)dır. Gebelik arzu edilmediği zaman 6-12 ay oral kontreseptifler kullanılır. Düşük doz monofazik kombine oral kontraseptifler altı-oniki ay boyunca günde bir tablet olacak şekilde kullanılarak “pseudogebelik” durumunu indüklenir. Bu tedavi sırasında içinde 30-35ug düşük doz etinil östradiol içeren kombine oral kontraseptifler tercih edilir; böylece adetler kesilir ve endometrial odakların kurutulması sağlanmış olur. Endometriozis odaklarının ortadan kalması için gonadotropin releasing hormon analogları da üç ayda bir depo dozunda kullanılmaktadır. Bu tedaviden amaç ovulasyonu önlemek, yalancı menopoz meydana getirmek ve böylece endometriozis odaklarını kurutmaktır. Minimal ve orta derecede endometriozisi olan kadınların büyük bir kısmı beş yıl içinde spontan gebe kaldıkları için bu hastaların cerrahi tedavisi tartışmalı bir konudur. Ciddi endometriozisi olan bazı vakalarda üç aylık tıbbi tedavi ile endometriotik odaklar küçültüldükten ve damarlanması azaltıldıktan sonra cerrahi tedavi tercih edilmektedir. Cerrahi tedavi şeklinde ise özellikle overlerdeki büyük endometriozis odakları ve kistleri çıkarılmaktadır. İleri evre endometriozisli hastalarda tüpler overler, barsaklar ve karın zarı arasında yapışıklıklar olacağından genellikle tüplerin geçirgenliği ortadan kalkmaktadır (tübal oklüzyon). Tüplerde yapışıklık ve tıkanıklık olduğunda gebelik mümkün olamayacağı için bu tür infertilite durumlarında tüp bebek yöntemi uygun bir seçenektir.

Saç Ekiminde Nelere Dikkat Edilir

* Hastanın yaşı, dikkatli aile öyküsü, fizik muayenesi bu değerlendirmeyi yapmak için önemli faktörlerdir.
* Saç ekiminden önce bölgenin tamamen kelleşmesini beklemek gerekli de değildir; avantajlı da değildir.
* Göreceli olarak erken androgenetik alopesili bir kişinin var olan saçları, operasyon sonrasında daha iyi kamuflaj sağlar.
* İkinci bir operasyon gerekli olursa, iki operasyon arasındaki sürenin daha uzun olmasını sağlar.
* Tüm planlama androgenetik alopesinin son halinin doğru tespit edilmesine ve donör alanın büyüklük ve özelliklerine göre yapılmalıdır.
* Saç taşıyan bölgelere ekim yapmak saç kaybını hızlandırmaz.
* Bölgenin saçlı olması daha fazla dikkat gerektirir. Kanal açmak için yapılan kesiler bölgedeki mevcut saçlarla aynı yönde ve açıda olmalıdır.
* Ayrıca kişinin mevcut saçlarını korumak için oldukça etkili medikal tedaviler kullanılmaktadır.
* Bu tedaviler başarılı sonuç verdiğinde, kişinin mevcut saçlarını kaybederek ikinci bir operasyon geçirmesi söz konusu olmayacaktır.
* İşlem için doğru yaş üzerine kesin kural yoktur. Ancak 20 yaş öncesi ve 80 yaş sonrası işlem için çok uygun değildir.
* Son 10 yıldaki gelişmelerden dolayı, kadınlar saç ekimi için kabul edilebilir adaylar haline gelmişlerdir. Kadınlar şu anda saç ektiren hastalarda daha fazla orana ulaşmışlardır.

Saç ekiminde, başarılı sonuçlar başka hangi faktörlere bağlıdır?

Saç ekiminde sonuç sadece dökülme şekline değil; saçın rengi, telin kalınlığı, telin yapısı gibi faktörlere de bağlıdır.

Saçın rengi ile alttaki derinin rengi arasındaki kontrast ne kadar az olursa, saçların seyrekliği o kadar az fark edilir ve saç ekimi daha başarılı sonuç verir.

Bu bakımdan en şanslı hastalar sırasıyla saç renkleri sarı, beyaz ve gri olanlardır. Kural olarak; sarı-beyaz-gri saçlar daha az yoğunluk ile, koyu renkli saçlara oranla sık görülürler.

Kahverengi ve siyah saçlı hastalarda daha fazla greft ekimi gerekmektedir. Kalın saç telleri daha fazla alanı kapatırlar. Saç kalınlığı 80 mikron civarındaki kişiler ince saç teli olanlara göre daha şanslıdırlar.

Kıl çapında 0,01 mm´ lik artış, kıl hacminde % 36’lık şok edici şekilde artış sağlamaktadır. Kural olarak; ince telli saçlarda daha yoğun ekim gereklidir.

Ayrıca dalgalı-kıvırcık saçlar daha dolgun ve hacimli göründüklerinden dolayı, saç ekiminde düz saçlı olanlara göre daha avantaj sağlar. Kural olarak; dalgalı-kıvırcık saçlar daha az yoğunluk ile düz saçlara oranla daha sık görünürler.

Saç ekimi operasyonları hangi vakalarda uygulanabilir?

Saç ekimi operasyonları sadece androgenetik alopeside uygulanmaz.

Yanık, yara, infeksiyon sonrası iz gibi sikatris bırakan saç dökülmelerinde ve alopesi areata (pelad – saç kıran) hastalığında da başarıyla uygulanmaktadır.

Saçlı deri dışında sakal ve kaşlı deriye de ekim operasyonları yapılabilmektedir.

Tamponsuz Burun Estetiği

Burun estetiği ameliyatı sonrası hasta konforu, başarılı bir burun estetiği operasyonu için önemli kriterlerden biridir. Ameliyat sonrasında nefes alma ile ilgili sorun yaşanmaması, hastanın ağrı hissetmemesi, şişlik ve morlukların asgaride olması beklenir.

Tamponsuz Burun Estetiği

Burun estetiği ameliyatı sonrası burun içine konan tampon, hastanın nefes almasını zorlaştırmakta ayrıca burun içi dokularda tahrişlere sebebiyet vererek kanama riskini arttırmaktadır. Özellikle de tamponun çıkartılması aşaması hastaya büyük rahatsızlık vermektedir. Yaklaşık yirmi yıldır yaptığımız rinoplasti ameliyatlarda burun içine tampon koymuyoruz. Buna bağlı olarak hasta ameliyat sonra burnundan nefes alabilmekte ve tamponun çıkartılması prosedürünü yaşamamaktadır.

Burun üzerine küçük plastik kalıp

Tamponun yanı sıra ameliyat sonrası elmacık kemikleri ve alına doğru uzanan geniş ve sert alçılar da konforlu değildir. Biz yalnızca burunun orta bölümünü örten küçük plastik bir kalıplar kullanıyoruz. Bunlar sıcak suyla ıslatılarak şekillendirilmektedir. Burunda yalnızca 6 gün kalan kalıp alındıktan sonra ince bir kağıt flaster yapıştırıyoruz. Ki bu süreç de önemli bir rahatsızlık yaratmıyor.

Morluklar ameliyatın 5. günü geçmektedir.

Burun estetiği ameliyatı sırasında kansız çalışmak, operasyon sonrasında oluşacak morluk ve şişliklerin minimumda olması açısından büyük önem taşımaktadır. Bunu sağlanmasında cerrahın bilgi birikimi ve deneyimi, kullandığı teknikler ön plana çıkmaktadır. Biz operasyona başlamadan önce etkisi 24 süreyle devam eden ağrı kesici ve uygulandığı bölgede kanamayı azaltan ilaçlardan oluşan enjeksiyon yapıyoruz. Böylece hastalar ameliyattan sonraki 24 saat boyunca hiçbir ağrı duymuyor; kanama da çok az olduğundan ameliyat sonrası şişlik ve morluklar da az olmakta ve birkaç gün içinde kaybolmaktadır.

Burun estetiği ameliyatı sonrası normal yaşama dönüş

Burun estetiği ameliyatı sonrasında hastalarımız aynı gün hastaneden taburcu olabilirler; devamında ise 6. gün burun üzerindeki plastik kalıp alınarak yerine kağıt flaster yapıştırılır. Kağıt flaster de 3 gün kaldıktan sonra hasta kendisi çıkarabilir.

Böylece ameliyatın 9. günü bandajlar alınmış, dikişler dökülmüş, morluklar tamamen geçmiş, şişlikler büyük ölçüde inmiş olarak normal yaşama dönülebilir. Burunun asıl biçimini alması ödemin tamamen geçmesi birkaç ayı bazen kişinin burun yapısına ve yapılan girişimlerin özelliklerine göre bir yılı bulabilmektedir.

İstanbul dışından gelen hastalar

Burun üzerindeki kalıbın alındığı 6. günden sonra mecburi bir kontrol süreci yoktur. Hatta kliniğimize burun estetiği ameliyatları için İstanbul ve Türkiye dışından gelen hastalarımız, 5. günün sonundan İstanbul’dan ayrılabilmektedir. Hava yoluyla uzun süreli uçuş yapılmasında da bir sakınca bulunmamaktadır.

Yaz aylarında sıcak havalarda / Kış aylarında soğuk havalarda burun ameliyatları

Burun estetiği ameliyatları için mevsimsel farklılıklar önem taşımamaktadır. Sıcak yada soğuk havalarda yapılan ameliyatların burunun estetik görünümüne yada nefes alma fonksiyonuna etkisi yoktur. Yalnızca yaz aylarında ameliyat olan kişilerin güneşli havalarda dışarı çıkarken güneş koruyucu kullanmaları tavsiye edilmektedir. Operasyon sonrası 2-3 hafta sonrası deniz ve havuza girilebilir.

Kaliteli Süt ve Anne Sütünü Artırmak

Emzirme dünyaya yeni gelen bir bebek için çok önemlidir. Anne sütü dünya yaratıldığı andan itibaren taklit edilmeye çalışılan ama tam anlamıyla taklit edilemeyen bir besindir. Her annenin sütü kendi bebeğine özeldir. Emzirme bebeğin sağlıklı gelişimi ve psikolojik doygunluğu için doğumu takiben ilk yarım saat içinde gerçekleşmelidir. Bu ilk süt kolosturum dediğimiz halk arasında ağız sütü diye adlandırılan bebeğimizin ilk aşısı niteliğini taşıyan bir süttür, bu nedenle çok önemlidir. Normale müdahale olarak gerçekleşen sezaryenle doğum gerçekleşse bile bebek ilk yarım saatte anneye emzirme için getirilmelidir. Anne kendinde değilse bile bebek hemşiresi bu konuda bebeğe yardımcı olarak onun anneyi emmesini sağlar. Emmenin başlaması ile süt salgısı da artma eğilimine girecektir.

Anne sütü oluşumu için annenin yediği besinler kullanılır. Hamilelikte aldığı kiloyu atması için en iyi süreç olan bu dönemin tam tersi bir duruma çevrilmesi ülkemizde kaçınılmaz olabiliyor. Bu noktada çevre faktörü önem kazanır. Çevresel baskı ve öneriler annenin bu konuda kafasının karışmasına ve bu dönemin aşırı kilo alımı ile sonuçlanmasına yol açmaktadır. Anne sütü görülmediği için annelerimiz tarafından hep endişe yaratır. Acaba sütüm yeterli mi diye? Oysa bunu anlamanın kolay bir yolu var. Bebeğiniz büyüme eğrisinin altında kalmıyorsa ( ağırlık kazanımı varsa) ve günde 5–6 bez kirletiyorsa sütünüz bebeğinize yetiyordur. Endişe etmeniz gereksizdir. İlk altı ay bebeğinize sadece anne sütü vermeniz yeterlidir. Bebeğiniz sizi bir acıktığı bir de susadığı için emer. Yani su dâhil bebeğin bütün ihtiyaçları anne sütünde vardır. Anne sütünde olmayan D ve K vitamini çocuk doktoru tarafından ek olarak gereken ölçüde verilir.

Emzirme annenin hamilelikte aldığı kiloları atması için en iyi süreçtir demiştik; bu süreçte annenin beslenmesi iyi değilse bu sefer annenin depoları kullanılacağı için annenin bu dönemde de sağlıklı beslenmesi önemlidir. Annenin depoları kullanıldığı takdirde annenin sağlığı bozulma tehdidine girecektir. Ör: en basit olarak anne sağlıklı dişlerini bile kaybedebilir.

Emzikli kadınlarda enerji ihtiyacı hesaplanırken kişinin özellikleri dikkate alınmalıdır. Doğum aralıları sık mı? Çünkü sık doğum yapmaya bağlı depolarında azalma eğilimi olabilir, enfeksiyon sıklığı, yetersiz beslenmenin var olması ve düzeyi ve fiziksel aktivite durumu dikkate alınarak alınması gereken enerji düzeyi hesaplanmalıdır. Emziren bir kadının aldığı enerjinin tamamı süt oluşumu için harcanmamakta bir miktar vücut dokuları da kullanılmaktadır. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700- 800 ml süt salgılamaktadır. Bunun için gereken enerjinin üçte biri depolardan geri kalanı da günlük tüketimlerinden karşılanır. Yani anne sütünün verimi ve annenin kendi sağlığı için emzirme döneminde beslemeye dikkat etmek ve ilk altı ay içinde zayıflama diyeti uygulamamak gerekmektedir. Zayıflama kaygısı ile yapılan yanlışlar süt oluşum düzeyini etkiler. Altıncı aydan sonra ancak ek besinlere başladıktan sonra haftada yarım kilo verilecek şekilde ancak sağlıklı beslenmenin dikkate alınarak hazırlanan bir beslenme süreci önemlidir.

Yeterli düzeyde süt salınabilmesi için günde 3 litre sıvı alımı önemlidir. Bu sıvının en az 8- 10 bardağı su olmak zorundadır. Geri kalan kısmı ise süt, ayran, komposto, hoşaf, taze sıkılmış meyve suları veya sebze suları, limonata, loğusa şerbeti , çok açık çay yada papatya rezene gibi çaylardan sağlanabilir.

Kansızlık ülkemizde kadınlarda önemli bir sorun olup hamilelikte ve emzirme sürecinde de önemlidir. Kansızlık sorununun gelişmemesi için çay öğünlerden bir saat önce veya sonra tüketilmeli mümkünse açık tercih edilmelidir.

Bebeğinizin mide kapasitesi henüz küçük olduğu için ve dış dünyaya uyum sağlamaya çalışırken çabuk yorulacağı için sabırlı olmanız gerekmektedir. Uykuya dalsa bile yanağını hafifçe okşadığınız zaman uykusunun içinde bile olsa emmeye devam edecektir. Unutmayın bebeğiniz emdikçe sütünüz artacaktır. Sezaryen doğum sonrası süt gelişi biraz sıkıntı yaratabilir. Ama annenin emzirmeye istekli olması bile süt oluşumu için önemlidir.

Gece emzirmesi süt oluşumunu artırır, annenin uykusunun daha kaliteli olmasını sağlar.

Her emzirme sonrası sıvı almaya özellikle bir miktar su içmeye özen gösteriniz.

Emzirme sürecinde alkol, sigara ve kafeinli- gazlı içecekler tüketilmemelidir. Bunlar süt oluşumunu olumsuz etiler.

Soğan, sarımsak, karnabahar, lahana, kuru baklagiller, brokoli gibi besinler gaz yapıcı özellikleri ve anne sütünün tadını değiştirebilme özelikleri nedeni ile dikkatli tüketilmelidir. Bazı bebekler bunların yarattığı tat farklılığını fark etmekte bazıları ise fark etmemektedirler. Bu tarz besinleri tükettikten sonra bebekte gaz şikayetlerine ve emmeyi ret etme durumuna bakarak bu besinleri tüketmeye devam edebilir yada kesebilirsiniz.

Süt oluşum sürecinde günlük protein ihtiyacınızın karşılanmasında bitkisel protein kaynaklarının dışında hayvansal protein de önemlidir. Çünkü ilerleyen süreçte daha sonraki gebelikleriniz için bebeğin beyin gelişimi anne karnında başlaması nedeni ile ve anne sağlığını da korumak adına emziren kadının tüketimlerine ek olarak 1 yumurta ve 2 su bardağı süt veya yoğurt eklemek ile günlük ihtiyacı karşılanmış olur.

Günde 5-7 porsiyon taze sebze ve meyve mutlaka tüketilmelidir. Yalnız bunların mevsimsel ürünlerden seçilmesi önemlidir.

Salam, sosis, sucuk, jambon gibi katkı maddesi içeren baharat ve tuz yoğunluğu fazla olan bu tarz besinler, konserve gıdalardan uzak durmak daha sağlıklıdır.

Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt, peynir her gün mutlaka tüketilmelidir.

Sağlıklı beslenme için her besin gurubundan günlük olarak yeterli ve dengeli olarak almak gerekir. Kabaca bu dönemde;

Süt- yoğurt 2-3 su bardağı (400-600 ml)

Peynir 2 kibrit kutusu kadar( 60 gr)

Et, tavuk, balık 3-4 porsiyon

Yumurta, kuru baklagiller 1 porsiyon

Taze sebze ve meyveler 5-7 porsiyon

Tahıllar

Ekmek 4-6 dilim

Pirinç, bulgur, makarna vb hiç veya 2-3 porsiyon

Emzirirken bebeği doğru pozisyonda tutmak önemlidir. Memeye makas hareketi yapmak süt kanallarının tıkanmasına yol açabilir.

Anne rahat olmalıdır. Uzun süre oturmaktan yorulduysa yatar pozisyonda emzirmeye devam edilebilir. Yorgunluk süt oluşumunu olumsuz etkileyen bir durumdur. Süt veren bir anne dinlenmeye özen göstermelidir. Bebeğin ağzına birkaç damla süt damlatılarak tadını alması emmeyi başlatır. Bebeğin burun deliklerinin tıkalı olmamasına dikkat etmek gerekir.

Meme büyüklüğü veya küçüklüğü süt oluşumu için önemli değildir.

Süt oluşumu için çok fazla şekerli gıda ve tatlı tüketmeye gerek yoktur. Bu size kilo katmanın dışında başka bir şey yapmaz. Tatlı tüketmek istediğinizde sütlü tatlılar, kurutulmuş meyveler veya meyve tatlıları tercih edilebilir.

Bebek her ağladığında emzirilmelidir, çünkü bebek altını kirletmenin dışında bir acıktığı bir de susadığı için anneyi emer. Doymadığı endişesi ile ek besinlere erken başlamak bebeğin gelişimi ve süt oluşumu için olumsuz bir durumdur.

Bebek bir memeyi emip iyice boşalttıktan sonra ikinci meme verilmelidir. Aşırı gergin tam boşaltılamayan memede süt yapımı durabilir.Meme başında sorun varsa mastit (meme başı iltihabı) gibi sağılarak anne sütü bebeğe bu şekilde verilebilir. Sağılan sütler, kapağı ve şişesi5 dakika kaynatılarak mikroplardan arındırılmış cam kavanozlarla saklanmalıdır. Sağılmış sütü anne 15 oC’ de 24 saat, 19- 22 oC de 10 saat, 25 oC de 8 saat saklanabilir. 0- 4 oC de dondurulduğunda 8 gün içinde kullanılmalıdır. Buzdolabından ayrı kapaklı bir dondurucu bölmede 3–4 ay saklanabilir. Daima 0 oC de çalışan derin dondurucuda 6 ay ve daha uzun süre saklanabilir. Saklanan sütler bebeğe verilmeden önce, kavanoz içinde sıcak suda bekletilerek (benmari usulü) ısıtılmalıdır.

Emzik verirseniz de bunu şekerli su ya da reçel vb şekerli gıdalara batırıp vermeyiniz.

Anne sütünü bebek ek besinlere başlasa bile iki yaşına kadar vermeye devam ediniz.

Emzirmenin anne sağlığına katkıları ise; anneyi meme kanseri riskinden uzak tutar, doğum sonrası depresyonunu önler, kanama riskini azaltır, rahmin eski haline çabuk dönmesine yardımcı olur. Anne ile bebek arasında güçlü ve rahatlatıcı bir bağ kurulmasını sağlar.