Archive for Ocak, 2010
Laparoskopik Tüp Bağlanması
“laparoskopi” ile göbekten girilerek kordonların iki taraflı olarak bağlanması işlemidir. Halk arasında “kansız ameliyat” olarak da bilinen bu yöntemde ameliyat sonrası ağrı daha azdır ve çoğunlukla hastanede yatmayı gerektirmez.
Kadınlarda yumurta, yumurtalıklarda meydana gelir ve tüplerden (yumurta kanallarından) geçerek rahime ulaşır. Laparoskopi yöntemi ile yumurta kanalları bağlanınca, yumurta rahime geçemez ve rahim içinde erkek tohum hücresi (sperm) olsa dahi gebelik mümkün olmaz.
Bu yöntemde etkinlik %100′ e yakındır. Çok az bir oranda tüplerin tekrar açılabilmesi ve gebelik ihtimali akılda tutulmalıdır. Operasyon tekniği başarı oranı ile ilişkilidir.
Adet bitimini takiben gebe olunmadığından emin olunarak uygulanır. Kısa süren küçük bir operasyondur. Aynı gün veya hastanın durumuna göre 1 gün sonrası da taburcu edilerek bir ay sonra kontrole çağrılır.
Her cerrahi girişim gibi bu operasyonlar da bazı riskler taşır. Enfeksiyon, komşu organ zedelenmesi ve anestezi riskleri göz önünde bulundurulmalıdır. Dikkatli bir operasyon tekniği kullanıldığında bu olasılık çok düşüktür.
Operasyonda sırtüstü yatırılan hastaya anestezi uygulandıktan sonra göbek deliğinin 1 cm altından 1 cm’lik bir kesi açılır. Karın içerisine karbondioksit gazı akımını sağlayacak kalın bir iğne, bu kesiden karın boşluğuna iletilir ve karın içi boşluk gaz ile şişirilir.Daha sonrasında 1 cm çapında bir taşıyıcı boru karın boşluğuna itilir ve bu taşıyıcı boru vasıtası ile laparoskopi kamerası içeriye yerleştirilir. Yine alt karın boşluğunun sağ,sol veya ortasına yaklaşık 5mm’lik bir kesiden cerrahi işlemin yapılacağı başka bir delik açılır. Kamera gözetiminde 5mm’lik delikten iletilen cerrahi aletlerin yardımı ile tüpler tutularak yakılır ve sonrasında yakılan yerin ortasından kesilerek iki ucun devamlılığı bozulur. Laparoskopi ile bu işlemin uzunluğu yaklaşık olarak 20 dakika ile 1 saat arasında değişmektedir.
Çocuk istemi olmayan, aile planlamasını tamamlamış çiftlerde uygun bir yöntemdir. Genellikle ileri yaşta uygulanması tercih edilir. Çünkü geri dönüşümsüz bir yöntemdir. Tüp bağlanmasının geri çevrilmesi çok zor ve mikro-cerrahi gerektiren, başarı oranı düşük bir operasyon olduğundan, işlem öncesi danışmanlık büyük önem taşır.
Halk arasında yanlış bilinen bir nokta tüp bağlanmasının adet miktarını etkileyebileceği, erken menopoza sokacağı, cinsel isteksizliğe yol açabileceği veya ağrılara neden olabileceğidir. Uygun teknikle yapıldığında, yumurtalık kan dolaşımı etkilenmeyeceğinden bu endişelerin tümü yersizdir. Tüplerin bağlanması adet miktarını ve cinsel isteği kesinlikle etkilemez.
Genellikle en az 30 yaşını doldurmuş, istediği sayıda çocuğa ulaşmış ve kesinlikle daha fazlasını düşünmeyenlerle tıbbi veya sosyal olarak çocuk doğurması sakınca yaratan kişiler için en uygun yöntemdir. Şişman hastalarda uygulanması zor olabilmektedir. Bunun yanında daha önce ciddi karın içi cerrahi geçirmiş olan hastalarda oluşmuş olan yapışıklıklar nedeniyle komplikasyon ihtimali artmaktadır. Ciddi akciğer veya kalp hastalığı olan hastalar, anestezi açısından tehlikeli grubu oluşturmaktadır.
Ender olarak tüpler bağlandıktan sonra yeniden bir bebek isteyen çiftler olmaktadır. Bu durumda mikro cerrahi teknikleri uygulanarak tüplerin tekrar uç uca bağlanması denenebilir.
Tüp bağlanmasından (tubal ligasyon) sonra tüplerin bir mikro-cerrahi ameliyatı ile yeniden açılmasına “tubal reanastamoz (tubal reanastamosis)” denir.
Unutulmamalıdır ki; tüp bağlanması geri dönüşümü çok kolay olmayan işlemdir. Tubal reanastamozda başarı şansı %60-80 larda olduğundan ameliyatla tüplerin bağlanması kararı kesin olarak verildikten sonra ancak tüpler bağlatılmalıdır.
Cerrahi olarak başarılı olunamadığında tüp bebek yöntemlerine geçilmelidir.
Doğum Sonrası Hamilelikten Koruma
Doğumdan sonra bir süre annenin ruhsal, fiziksel sağlığı ve vücudun toparlanması için genel olarak en az bir yıl süreyle yeni bir gebelik önerilmez.Bu sebepten belli bir dönem gebelikten korunmak şarttır. Ancak bu bir yıl içinde vücut tam olarak kendini toparlayabilir.
Emzirmenin gebelikten koruyucu özelliği:
Emzirmenin, prolaktin (Süt Hormonu) salgısını arttırarak yumurtlamayı engellediği ve bu yollada hamileliği önlediği bilinmektedir. doğum sonrası yaklaşık olarak 3 aya kadar emzirmenin hamilelikten koruyucu özelliği olmakla birlikte bu süre sonunda koruyuculuğu azalarak devam eder. Çünkü ovulasyon yani yumurtlama genellikle 3. aydan sonra tekrar başlar ve doğum sonrası 5-6. aylardan sonra normal periyoduna döner.
Bir başka deyişle emzirmeyenlerde doğum sonrası3 hafta, emzirenlerde ise 3 aydan sonra gebelik şansı vardır.
Doğum sonrası korunma yöntemleri:
Doğum sonrası korunma yöntemleri içinde en uygun yöntemler spiral, prezervatif (kondom) ve üç aylık depo progesteron iğneleridir.
Spiral doğumdan ideal olarak 40-45 gün sonra takılabilir. Takılacağı zaman adetli olmak şart değildir. Ancak öncelikle detaylı bir jinekoljik muayeneden geçmek ve rahim ağzında yara, vajinal enfeksiyon, rahim veya yumurtalıklarda enfeksiyon (iltahap) bulguları, adet düzensizlikleri yaşamamak gerekir. Yine kişilerde bakır alerjisi de olmamalıdır.
Erkeğin prezervatif (kılıf) uygulaması da uygun şekilde kullanıldığı zaman spirale eşdeğer koruma sağlar. Ancak her erkek prezervatif kullanmayı sevmiyor olabilir.
Her iki yöntemi de kullanamayan kişilere “üç aylık depo progestinler” yapılabilir. Süte bir zararı yoktur. Tam olarak 90 gün süreyle korunma sağlar, bu sürenin sonunda tekrar yapılması gerekir.
.
Depo iğnelerin bazı istenmeyen yan etkileri de olabilir. Bu istenmeyen yan etkileri iğnelerin yapıldığı süre boyunca adeta bir gebelik hali gibi adet görememe, bazen akne (sivilce), göğüslerde gerginlik, iştaha bağlı kilo artışı, zaman zaman adet düzensizlikleri şeklinde ara kanamalarıdır.
Ayrıca iğneler bırakıldıktan sonra adetler bir süre daha eski düzenli haline dönmeyebilir. Bu süre bazen 6 ayı bulabilmektedir.
Üç aylık depo progestin iğneleri gibi “saf progestin içeren doğum kontrol hapları” nadiren tercih edilen doğum kontrol yöntemlerindendir. Oluşturduğu yan etkiler depoprovera’ya benzer. Çok düzenli ve saatinde kullanılmadığı durumlarda gebelikler de oluşabilir.
3. aydan sonra uzun etkili, cilt altı implantların (progesteron içeren) kullanılması da, alternatif bir kontraseptif yöntem olarak hastalara sunulmalıdır.
Emziren kadınlarda doğum kontrol hapları kullanımı :
Klasik doğum kontrol hapları hem estrojen hem de progestinleri içerir. Progestinlerin anne sütüne her hangi bir zararları olmazken estrojenler anne sütünü azaltır. Bu yüzden emzirme döneminde doğum kontrol hapları önerilmez.
Doğum sonrası artık kesinlikle yeni bir çocuk istemeyen ve 30 yaşın üzerindeki kişilerde Tüplerin – kanalların bağlanması (ligasyon) işlemi yapılabilir.
Tüplerin bağlanması normal doğumdan sonra ilk 5 gün içinde veya doğumdan 40 gün sonrasından itibaren laparoskopi veya minilaporotomi denilen küçük bir kesi yardımıyla yapılabilir.
Tüp bağlanması işlemi sezaryen olan gebelerde, ailelerin önceden işlem için rızalarını belirtir imza vermeleri durumunda ameliyat sırasında da yapılabilir.
Tüplerin bağlanması durumunda geriye dönüş yok denecek kadar az olduğu için çiftler çocuk istememe konusunda kesin kararlı olmalıdırlar.
Ancak eğer geriye dönüş istenirse tüp bebek yöntemiyle bunun da mümkün olabileceği akılda tutulmalıdır.
Tüplerin bağlanması adet düzensizlikleri, cinsel fonksiyonlarda azalma ve kasık ağrısı gibi şikayetler kesinlikle yaratmaz.
Erkekte tüp bağlanması işlemi ise vazektomi olarak bilinir. Lokal anestezi eşliğinde ayaktan yapılan çok basit bir işlemdir. İşlem sonrası cinsel istek veya fonksiyonlarında azalma yaratmaz ve meni’nin miktarında değişme olmaz.
Yine geri dönüşümü olmadığı düşünülerek yapılması gereken bir yöntemdir ama bu da tıpkı tüplerin bağlanması gibi tüp bebek yöntemiyle tekrar gebelik oluşturulabilecek bir tekniktir.
Diğer doğum kontrol yöntemleri ise servikal kep (başlık), vajen içi fitil ve kremler, geri çekme yöntemleri (coitus interruptus) ise koruyuculukları daha az olan yöntemlerdir.
Hangi korunma metodu kullanılırsa kullanılsın her türlü adet gecikmesi durumunda öncelikle gebelik düşünülmelidir. Eğer gebelik testleri ve muayene sonuçlarında gebelik saptanmazsa adet gecikmesi nedenine yönelik tedavi uygulanmalıdır.
Doğum Kontrol Yöntemleri
Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmak istemesi en doğal hakkıdır. Kontrolsuz birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne ve çocuk sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hemde çocuk sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır. Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden tama yakın oranda engellenebilir.
En iyi ya da en uygun doğum kontrol yöntemi nedir sorusu cevabı kolay olmayan bir sorudur. Çünkü her yöntem her kişiye uygun olmayabilir. Doğum kontrol yöntemi seçiminde kişinin yaşı, doğum yapıp yapmadığı, adet düzeni, alışkanlıkları, cinsel yaşantısı gibi pekçok faktör rol oynar.
Doğum Kontrol Hapları
Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol ilaçları, östrojen ve sentetik progestin hormonları içerir. Bu ilaçlar, yumurtlamayı önleyerek doğum kontrol`ünü sağlarlar.
Doğum kontrol ilaçlarına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmek şarttır. Kadınlarda genel kontroller, jinekolojik muayene ile birlikte smear testi yapılması gerekir. Bugün; doğum kontrol haplarının bulantı, ara kanamalar, adet kanamasında azalma, deride lekelerin oluşması, migren ağrılarının şiddetlenmesi, memede ağn ve mizaç değişiklikleri gibi yan etkileri olabilir.
Gebeler, yüksek tansiyon, damar, karaciğer, şeker ve migren hastaları, 35 yaşın üzerinde sigara içen bayanlar ve 16 yaşından küçükler, kesinlikle doğum kontrol hapı kullanmamalıdır.
Rahim İçi Araçlar (SPİRAL)
1960 yılından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanan rahim içi araçlar, değişik şekil ve boyutlarda olabilir. Adet kanamasmın 3. veya 4. günü, rahme yerleştirilen spirallerin saf plastik ve bakırlı çeşitleri yanında, son zamanlarda altın, gümüş kaplama olanları ve hormon salan tipleri de üretilmektedir.
Rahim içi araç kullanan kadınlara, her yıl kontrol yapılması gerekmektedir. Rahim içi araca bağlı kasık ağrıları, ara kanamaları, sancılı ve fazla adet kanaması görülebilmektedir. Rahim içi araç, pelvik enflamatuvar hastalığını artırarak, tüplerde tıkanıklığa bağlı kısırlık ve dış gebeliklere neden olabileceğinden, en az bir çocuğu olan veya çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlara uygulanması gerekmektedir.
Prezervatif
Cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı da koruyuculuğu olan prezervatif, güvenilir yöntemler arasındadır. İnce lastik bir materyalden vapılan prezervatif, cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organı üzerine takılmakta ve böylelikle spermin vajinaya girmesini engellemektedir.
Yırtılma ya da çıkma korkusu dışında herhangi bir yan etkisi de yok denecek kadar azdır. Olası tek yan etkisi; kauçuk, pudra veya lubrikan maddeye karşı alerjik reaksiyon oluşmasıdır. Bu yöntemin doğum kontrol`ündeki güvenilirliği, doğum kontrol hapı ve spiralden daha azdır. Ancak vajina içerisine uygulanan spermisid kontraseptif krem, jel veya köpükle etkinliği, doğum kontrol hapının etkinliğine yakın bir düzeye çıkmaktadır.
Hormon İmplantları
Derinin altına yerleştirilen yumuşak kapsüller şeklindeki hormon implantları, progestin hormonu salarak yumurtlamayı önlemekte ve 5 yıl boyunca koruma sağlamaktadır. Ancak bu kapsüllerin, konusunda deneyimi olan hekimler tarafından yerleştirilmesi ve 5 yılda bir değiştirilmesi gerekmektedir.
Hormon Enjeksiyonları
Progestin hormonu içeren uzun etkili bir korunma metodu olarak kabul edilen hormon enjeksiyonları, her üç ayda bir kullanılmaktadır. Bir yıldan fazla kullanıldığında, adetlerin kesilmesine neden olabilmekte ve bu nedenle, ileride çocuk sahibi olmayı düşünen kadınlara önerilmemektedir.
Cerrahi Sterilizasyon (Kısırlaştırma)
Sterilizasyon, hem kadın hem de erkek için, istendiğinde geriye dönüşü mümkün olan bir doğum kontrol yöntemidir. Kadınlar için uygulanan yönteme, tüplerin bağlanması (tubal sterilizasyon), erkekler için uygulanan yönteme ise üreme kanalının bağlanması (vazektomi) adı verilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %24′ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçmektedir. Güvenilirliği %99.8 olan tüplerin bağlanması yönteminin kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yoktur.
İlişki Sonrası Doğum Kontrol`ü – ERTESİ GÜN HAPI
İlişki sonrasında alındığında gebeliği önleyen ilaçlar, östrojen ve progestin hormonları içermekte ve rahmin iç tabakasının gelişimini engelleyerek gebeliği önlemektedir.
Yöntem, korunma olmadan gerçekleşen bir ilişkiden sonra, gebeliğin kürtaj yapılmasına gerek kalmadan engellenmesini amaçlamaktadır. İlaçlar, ilişki sonrasındaki ilk 72 saat içinde alındığında, gebeliği %97 oranında önler. Doğum kontrol haplarının kullanımı ile ortaya çıkan yan etkiler, bu ilaçların kullanımından sonra da görülebilmektedir.
Doğum Sonrası Hamilelikten Korunma
Doğumdan sonra bir süre annenin ruhsal, fiziksel sağlığı ve vücudun toparlanması için genel olarak en az bir yıl süreyle yeni bir gebelik önerilmez.Bu sebepten belli bir dönem gebelikten korunmak şarttır. Ancak bu bir yıl içinde vücut tam olarak kendini toparlayabilir.
Emzirmenin gebelikten koruyucu özelliği:
Emzirmenin, prolaktin (Süt Hormonu) salgısını arttırarak yumurtlamayı engellediği ve bu yollada hamileliği önlediği bilinmektedir. doğum sonrası yaklaşık olarak 3 aya kadar emzirmenin hamilelikten koruyucu özelliği olmakla birlikte bu süre sonunda koruyuculuğu azalarak devam eder. Çünkü ovulasyon yani yumurtlama genellikle 3. aydan sonra tekrar başlar ve doğum sonrası 5-6. aylardan sonra normal periyoduna döner.
Bir başka deyişle emzirmeyenlerde doğum sonrası 3 hafta, emzirenlerde ise 3 aydan sonra gebelik şansı vardır.
Doğum sonrası korunma yöntemleri:
Doğum sonrası korunma yöntemleri içinde en uygun yöntemler spiral, prezervatif (kondom) ve üç aylık depo progesteron iğneleridir.
Spiral doğumdan ideal olarak 40-45 gün sonra takılabilir. Takılacağı zaman adetli olmak şart değildir. Ancak öncelikle detaylı bir jinekoljik muayeneden geçmek ve rahim ağzında yara, vajinal enfeksiyon, rahim veya yumurtalıklarda enfeksiyon (iltahap) bulguları, adet düzensizlikleri yaşamamak gerekir. Yine kişilerde bakır alerjisi de olmamalıdır.
Erkeğin prezervatif (kılıf) uygulaması da uygun şekilde kullanıldığı zaman spirale eşdeğer koruma sağlar. Ancak her erkek prezervatif kullanmayı sevmiyor olabilir.
Her iki yöntemi de kullanamayan kişilere “üç aylık depo progestinler” yapılabilir. Süte bir zararı yoktur. Tam olarak 90 gün süreyle korunma sağlar, bu sürenin sonunda tekrar yapılması gerekir.
Depo iğnelerin bazı istenmeyen yan etkileri de olabilir. Bu istenmeyen yan etkileri iğnelerin yapıldığı süre boyunca adeta bir gebelik hali gibi adet görememe, bazen akne (sivilce), göğüslerde gerginlik, iştaha bağlı kilo artışı, zaman zaman adet düzensizlikleri şeklinde ara kanamalarıdır.
Ayrıca iğneler bırakıldıktan sonra adetler bir süre daha eski düzenli haline dönmeyebilir. Bu süre bazen 6 ayı bulabilmektedir.
Üç aylık depo progestin iğneleri gibi “saf progestin içeren doğum kontrol hapları” nadiren tercih edilen doğum kontrol yöntemlerindendir. Oluşturduğu yan etkiler depoprovera’ya benzer. Çok düzenli ve saatinde kullanılmadığı durumlarda gebelikler de oluşabilir.
3. aydan sonra uzun etkili, cilt altı implantların (progesteron içeren) kullanılması da, alternatif bir kontraseptif yöntem olarak hastalara sunulmalıdır.
Emziren kadınlarda doğum kontrol hapları kullanımı :
Klasik doğum kontrol hapları hem estrojen hem de progestinleri içerir. Progestinlerin anne sütüne her hangi bir zararları olmazken estrojenler anne sütünü azaltır. Bu yüzden emzirme döneminde doğum kontrol hapları önerilmez.
Doğum sonrası artık kesinlikle yeni bir çocuk istemeyen ve 30 yaşın üzerindeki kişilerde Tüplerin – kanalların bağlanması (ligasyon) işlemi yapılabilir.
Tüplerin bağlanması normal doğumdan sonra ilk 5 gün içinde veya doğumdan 40 gün sonrasından itibaren laparoskopi veya minilaporotomi denilen küçük bir kesi yardımıyla yapılabilir.
Tüp bağlanması işlemi sezaryen olan gebelerde, ailelerin önceden işlem için rızalarını belirtir imza vermeleri durumunda ameliyat sırasında da yapılabilir.
Tüplerin bağlanması durumunda geriye dönüş yok denecek kadar az olduğu için çiftler çocuk istememe konusunda kesin kararlı olmalıdırlar.
Ancak eğer geriye dönüş istenirse tüp bebek yöntemiyle bunun da mümkün olabileceği akılda tutulmalıdır.
Tüplerin bağlanması adet düzensizlikleri, cinsel fonksiyonlarda azalma ve kasık ağrısı gibi şikayetler kesinlikle yaratmaz.
Erkekte tüp bağlanması işlemi ise vazektomi olarak bilinir. Lokal anestezi eşliğinde ayaktan yapılan çok basit bir işlemdir. İşlem sonrası cinsel istek veya fonksiyonlarında azalma yaratmaz ve meni’nin miktarında değişme olmaz.
Yine geri dönüşümü olmadığı düşünülerek yapılması gereken bir yöntemdir ama bu da tıpkı tüplerin bağlanması gibi tüp bebek yöntemiyle tekrar gebelik oluşturulabilecek bir tekniktir.
Diğer doğum kontrol yöntemleri ise servikal kep (başlık), vajen içi fitil ve kremler, geri çekme yöntemleri (coitus interruptus) ise koruyuculukları daha az olan yöntemlerdir.
Hangi korunma metodu kullanılırsa kullanılsın her türlü adet gecikmesi durumunda öncelikle gebelik düşünülmelidir. Eğer gebelik testleri ve muayene sonuçlarında gebelik saptanmazsa adet gecikmesi nedenine yönelik tedavi uygulanmalıdır.
Rahim İçi Araç
Spiral veya rahim içi araç (RİA), günümüzde en çok tercih edilen geri dönüşümlü bir doğum kontrol aracıdır. İntrauterin alet (IUD) olarak da adlandırılır. Metalden yapılan ya da hormon içeren türleri olan bükülebilir plastik araçlardır. Hormon içeren rahim içi araçlarda bulunan progesteron hormonu yavaş salınımlı olup servikal mukusu kalınlaştırarak ve endometriumu incelterek gebeliğe engel olur. Bakır salan RİA’lar spermin uterin kaviteye ulaşmasına engel olur. Bakırlı, gümüşlü, altın merkezli RİA’lar da mevcuttur.
RİA tipleri:
Bakır içeren RİA tipleri:
- Nova T,
- Cupper T 380 A,
- Multiload 375
Hormon salan RİA tipleri:
- Progestasert (ülkemizde yok),
- MİRENA -beş yıl etkin
RİA Uygulaması: Bu konuda iyi eğitim almış doktorlar tarafından kolaylıkla rahim içine steril şartlarda takılır ve çıkartılabilir.
Uygulamadan sonra görülen yan etkileri: Uygulamadan hemen sonra ağrı, rahim kasılması görülebilir, geç dönemde ise anormal adet kanamaları, ara kanamalar, rahim ve pelviste enfeksiyon (PID) görülebilir. RİA takılan hastalarda kontrolsüz kaldığı taktirde aktinomiçes enfeksiyonu ya da apsesi de görülebilir.
RİA Uygulamasının Olası Riskleri: Rahim delinmesi, enfeksiyon, RİA’nın rahim içine değil de myometrium içine ya da parametriuma takılması, servikal kanalda kalması.
RİA Uygularken Dikkat Etmesi Gereken Durumlar: Rahim ağzı iltihabı, myomlar, kronik pelvik enfeksiyon, rahim içinde polipler, izah edilemeyen vaginal kanama ya da gebelik şüphesi durumlarında RİA uygulaması yapılmamalıdır. Rahim kanseri durumunda, immun sistemi bozuk olan kadınlarda, metal allerjisi bulunanlarda ve çok sayıda cinsel partneri olanlarda RİA tavsiye edilmez.
RİA Avantajları:
Gebe kalmaya engel olur (her yıl için her 100 kadında gebelik oranı %0,3-1,0).
Acil postkoital gebelik önlemek amacıyla da kullanılır.
Emziren anneler için uygundur.
Uzun dönem koruma sağlar(5-8 yıl).
RİA takıldıktan hemen sonra etkindir.
RİA’nın Dezavantajları:
En fazla takılma ve çıkartılma dönemlerinde olmak üzere pelvik enfeksiyon riski artar.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korumaz.
Adet miktarı biraz artabilir, ara kanama olabilir.
Nadiren ağrılı adetlere neden olur.
RİA kayması veya uterustan atılması gibi durumlarla karşılaşılabilir.
Kızlık Zarı
Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Eski Yunanlılarda düğün günü gelin götürülürken söylenen şarkılara HYMENAOUS derlerdi. Düğün tanrısının da adı HYMENAOUS idi. Zifaf gecesi kızlık zarı bu tanrıya adandığı için bu zarın adına HYMEN denilmiştir. Kızlık zarı ülkemizde ve dünyanın belli bölgelerine halen sosyal ve kültürel önemini korumaktadır. Kızlık zarının henüz bozulmamış olması hatalı olarak kadının bekaretinin, yani bir erkekle birlikte olmadığının sembolü ve yine hatalı olarak ilk ilişkide kanama olmaması kadının daha önceden bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunun kanıtı olarak görülmekte ve birçok masum genç kız bu yüzden tüm yaşamlarını etkileyecek olaylarla karşılaşabilmektedir. Bu durum yalnız bizde değil, birçok kültürde geçerlidir.
Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, en sık görülen şekliyle ortasında adet kanının ve vajinal salgıların akmasına yarayan ufak bir delik bulunan yarı esnek, ince bir yapıdır. Bazı kadınlarda bu yapı çok sert veya çok esnek olabilir. Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Ender durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir. Bazı çok ender durumlarda ise zarda hiç delik yoktur (imperfore himen). Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız “adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan” yakınır. Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolmuş ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olabilir. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşalması sağlanmalıdır.
Kızlık zarı nispeten esnek olmasına karşın, vajinanın içine girme denemelerinde (cinsel ilişkiyle, parmaklarla veya muayene aletleriyle) kolaylıkla yırtılan ve kanayan bir anatomik yapıdır. Ancak kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bunun sıklığını belirleyen bir çalışma olmamakla beraber deneyimler kadınların muhtemelen %1-2′sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir.
Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının yaptığı bir muayenede kızlık zarının yırtılmış olup olmadığı, yırtılmışsa bunun eski bir yırtık mı, yeni bir yırtık mı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları resmi bir kurumda adli tabip olarak görevli olmadıkları sürece bu muayeneyi yapmamayı tercih etme veya muayene sonucunda rapor vermeyi reddetme özgürlüğüne sahiptirler. Dahası Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları hastanın kendisi dışındaki birine muayene sonucunu bildirmek zorunda da değildirler.
Kızlık zarının tipine ve yırtığının şekline bağlı olarak iki farklı dikim, onarım şekli vardır. En kesin ve yüz güldürücü olanı flep kaldırma yöntemidir. Kızlık zarı tamir edilebilir ve bu işleme himenoplasti (hymenoplasty) ya da hymenorraphy adı verilir. Bunun için ne zaman ya da kaç defa ilişki olduğu önemli değildir. Doğum yapmış kadınlarda bile kızlık zarı tamir edilebilir. Gerçekte bozulmuş olan zarın tamamen tamir edilmesi ve eski haline getirilmesi olanaksızdır.Son derece ince yapıda olan bu doku genelde dikiş tutmaz. Ortamda bulunan fazla sayıdaki mikroorganizma nedeni ile yara yeri kolayca enfekte olabilir. Buna karşılık vajina duvarından alınan parçalar ile yeni bir hymen yapılabilir. Bu durumun hukuksal ve ahlaki boyutu tartışmalı olmakla beraber bizim toplumumuz gibi bekaret nedeni ile cinayetlerin bile yaygın olarak görüldüğü toplumlarda zaman zaman hayat kurtarıcı olabilmektedir.
Kızlık zarı tamiri ile ilgili olarak tüm dünyada tartışmalar sürmektedir. Ancak bu yapay bekaretin ne kadar gerekli olduğu konusunda fikir birliği yoktur. Özellikle batılı yazarlar bunun son derece gereksiz bir işlem olduğunu düşünürken bazıları işlemin etik açıdan estetik ameliyattan farklı olmadığı fikrindedirler. Açıkçası hymen onarımı talep eden kadınlar buna yaşadıkları toplumsal çevreye bağlı olarak sosyal statülerini, mutluluklarını hatta yaşamlarını devam ettirebilmek için gerek duyduklarını belirtmektedirler. Gerçekten de 1996 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir makelede kızlık zarı tamirinin Mısır’da ilk gece cinayetlerini %80 oranında azalttığı ileri sürülmektedir. Yine bizim ülkemizde de hayat kurtarıcı olacağı apaçıktır.
Kızlık Zarı Onarımı
Hymenoplasty geçmiş yıllarda özellikle Orta Doğu ve Latin Amerika ülkelerinde dünyanın diğer bölgelerine göre daha sık uygulanan bir işlemken günümüzde ABD, Uzak Doğu ve ülkemizde de bu operasyona yönelik istekler oldukça fazlalaşmaya başlamıştır. Dinsel, sosyal, kültürel, ve etnik nedenlerle bazı kadınlar için evlilik öncesi dönemde bekaret önemli olup, kızlık zarının herhangi bir nedenle rüptüre olması (yırtılması) hymenoplasty denilen işlem ile geri döndürülebilir.
Hymenoplasty tıbbın oldukça tartışmalı konularından birisidir. Bazı doktorlar bu işlemi yapmayı tamamen reddederken bazı doktorlar belirli durumlarda bu işlemi yapar. Tıp açısından tartışmalı olan noktası aslında bu işlemin bir tür “gelecekteki kocayı” kandırma işlemi olmasıdır. Diğer yandan kızlık zarının bozulması herzaman cinsel ilişki ile olmamaktadır. Buna yolaçabilecek etkenler arasında:
1. Masturbasyon
2. Adet dönemlerinde bilinçsiz tampon kullanımı
3. Düşme
4. At binme
5. Bisiklet
6. Karete vb uzak doğu sporları
7. Jimnastik
8. Medikal nedenler sayılabilir.
Olaya bu ikinci yönden yaklaşıldığı zaman hymenoplasty bir kandırmaca olmayıp bir genç kızın haksız suçlamalardan korunması için yapılan bir işlemdir.
HYMEN NEDİR
Hymen vajina alt 1/3 kısmında bulunan doğumsal bir mukoz membrandır. Bu membran her kadında değişik şekil ve büyüklüklerde olabileceği gibi bazı kadınlarda doğuştan hymen bulunmaz. Hymen tam bir zar halinde olmayıp üzerinde bir veya daha fazla açıklık vardır ve bu açıklıklar menstrüel sıvıların dışarı atılmasını sağlar. Nadiren de olsa bazı kadınlarda hymen üzerinde bir açıklık yoktur (hymen imperforatus) ve bu adet kanının dışarı atılmasını önlediği için cerrahi girişim gerektirir.
HYMEN TİPLERİ
1. Annular hymen: Hymen vajinal giriş etrafında bir yüzük şeklindedir ve ortası tam bir yuvarlak açıklıktır. Travma sonrası bu açıklık yuvarlaklığını kaybetmeye başlar
2. Kresentik veya Lunar hymen: Zar bu durumda vajina ön veya arka duvarında yarım ay şeklindedir
3. Hymen imperforatus: 1/2000 kız bebek doğumunda görülür. Hymende açıklık yoktur ve cerrahi müdahale ile açılması gerekir
4. Cribriform hymen: Bu tipte hymen üzerinde ufak ufak pek çok delik vardır. Bu delikler menstrüel sıvıların geçmesine izin verir ancak cinsel ilişkiyi önleyebilir ve bu nedenle cerrahi olarak açılması gerekir.
5. Denticular hymen: Nadir görülür açıklık düzensizdir
6. Fimbriated hymen: Nadir görülür
7. Labial hymen: Nadir görülür. Hymen vajina dudaklarına benzer
8. Septat hymen ve subseptat hymen: Nadir görülen durumlardır
HYMENOPLASTY NE ZAMAN YAPILIR?
Hymenoplasty kızlık zarının bozulmasından bir kaç gün sonra yapılacağı gibi yıllar sonra da yapılabilir. Ancak yapılmasının önerilmediği durumlar olabileceği gibi yapılsa bile çok iyi sonuçlar alınamayabilecek durumlar olabilir.
Hymenoplasty için başvuran hastanın önce durumu tam ve doğru bir şekilde doktoruna anlatması ve bu işlemi niçin istediğini açıklaması lazımdır. Fiziksel ve mental açıdan uygun olmayan hastalarda bu işlem yapılamaz. Ayrıca hastanın bu işlemden beklentileri çok iyi belirlenmeli ve işlem hastaya çok iyi anlatılmalıdır. İlk muayene sırasında hastanın jinekolojik muayenesi de yapılarak hymen’in durumu not edilir.
HYMEN MUAYENESİ
Bu muayenenin sebebi yırtılmış olan kızlık zarının değerlendirilmesidir. Kızlık zarının yırtılması üzerinden çok uzun bir süre geçmişse kızlık zarı kalıntıları iyice kaybolmuş olabilir. Yine doğum yaptıktan sonra veya doğum sayısı arttıkça, cinsel ilişki veya mastürbasyon sayısı arttıkça kalan hymen kısımları çok azalır, retrakte olur ve hatta tamamen kaybolabilir. Diğer taraftan az sayıda cinsel ilişki sonrası veya mastürbasyon sonrası olan yırtılmalar daha çok vajina arka duvarında hymen yırtılmalarına neden olur.
KİMLERE YAPILIR ve YAPILMAZ
1. Tıbbi etik açısından sorun olmayan durumlar
a. Tecavüz vakaları (Fransa’da tecavüz vakaları sonrası hymenoplasty operasyonunu sağlık sigortaları karşılamaktadır)
b. Düşme, spor vb kaza ile rüptür (yırtılma) meydana gelmiş durumlar
2. Tıbbi etik açısından problem oluşturabilecek durumlar
a. Rıza ile girilmiş bir cinsel ilişki sonrası hymenoplasty yaptırmak isteyen hastalar
b. Mastürbasyon sonrası kızlık zarında yırtılma olan hastalar
3. Tıbbi açıdan kesinikle etiğe ters düşen durumlar
a. Doğum yapmış kadınlar
b. Kendi isteği ile değil aile veya çevre zorlaması ile getirilen hastalar
c. Hymenoplasty işlemini alışkanlık haline getiren hastalar
d. Fiziksel ve mental stabilitesi uygun olmayan hastalar
e. Hymenoplasty işlemini tam anlayamamış hastalar
f. Aşırı beklentisi olan hastalar
İŞLEM NASIL YAPILIR
Operasyon sedasyon ve lokal anestezi altında gerçekleştirilen yarım saat ile 1.5 saat arasında süren bir işlemdir. Operasyon süresini hymen’in o anki durumu belirler.Yırtılmış zarın vajina duvarındaki kalıntıları üzerindeki mukoza bir miktar temizlendikten sonra parçalar kendiliğinden eriyen çok ince dikişlerle birbirine dikilerek o bölgede hymenin tekrar oluşması sağlanır. Hasta operasyon sonrası evine gider ve ertesi gün işine dönebilir. Hasta hemen hiç ağrı hissetmez ancak birkaç gün NSAI ilaç ve antibiyotik alınması önerilir. İyileşme yani hymenin tekrar oluşması 6-8 hafta alabilir. Bu nedenle operasyon sonrası cinsel ilişki, tampon kullanımı, ve vajinal yıkama 6 hafta önerilmez.
RİSKLER
İşlemin başarısız olma ihtimali dışında hemen hiç bir riski yoktur. Hymen özel zarsı yapısından dolayı kanlanması az olan bir bölgedir ve bu nedenle işlem sonrası başarısız sonuç alınabilir (kanlanması iyi olmayan bölgeler iyileşme problemleri gösterir). Bu nedenle işlemin tekrarlanması gerekebilir.
SONUÇ
Hymenoplasty sonrası yeni oluşturulan hymen hemen hemen eskisinden farksızdır ve hasta veya parneri aradaki farkı anlayamaz. Ancak bir adli tıp uzmanı, jinekolog veya bir plastik cerrah durumu anlayabilir. Hymenoplasty sonrası ilk cinsel ilişkide normal bir ilk cinsel ilişkide olduğu gibi hafif bir acı duyulur ve bir kaç damla kanama görülebilir.
Kızlık Zarı Dikimi
Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmektedir.
Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.
Hymen ilişki, masturvasyon veya muayene ile yırtılabilir.Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.Bazı tip kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir. Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar. Kızlık zarının ortasında bir açıklık bulunmaktadır ancak nadiren bu açıklık bulunmayabilir , yani dış ortamla ilişkisi olmayabilir. Bu gibi durumlarda sekresyonlar (salgılar) ve adet kanı dışarıya akamaz ve kan içeride birikmeye başlar ve bir süre sonra tüplerden geçerek karın içine birikir. Bu gibi durumda hastada şiddetli ağrılar meydana gelir, bunun tedavisi cerrahi müdahale ile kızlık zarında bir açıklık meydana getirmektir.
Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır.
Kızlık zarı (Hymen) ve Tamiri – Genital Estetik
Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi olmamakla beraber genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmektedir.
Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, vagina içinde değil vaginanın hemen girişinde , dudakların 1-1,5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Ortasında adet kanının ve vaginal salgıların akmasına olanak tanıyan ufak bir delik bulunmaktadır.
Hymen ilişki, masturbasyon veya muayene ile yırtılabilir.Yırtılma esnasında bir miktar kanama gelmesi beklenir ancak her zaman kanama olmaz bu da bizim gibi toplumlarda önemli sorunlara yol açmaktadır.
Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır.
Bazı tip kızlık zarları elastik kıvamdadır ve ilişki esnasında kanama olmayabilir. Bu tip kızlık zarları ancak doğum esnasında yırtılırlar.
KIZLIK ZARI TİPLERİ
Kızlık zarının ortasında bir açıklık bulunmaktadır ancak nadiren bu açıklık bulunmayabilir , yani dış ortamla ilişkisi olmayabilir. Bu gibi durumlarda sekresyonlar (salgılar) ve adet kanı dışarıya akamaz ve kan iceride birikmeye başlar ve bir süre sonra tüplerden geçerek karın içine birikir. Bu gibi durumda hastada siddetli ağrılar meydana gelir, bunun tedavisi cerrahi müdahale ile kızlık zarında bir açıklık meydana getirmektir.
Kızlık zarı dikilerek onarılabilir , burada başarı yırtığın oluş zamanına ve dokuların vereceği cevaba bağlıdır. Kızlık zarının tamirinde esas amaç zarı eski anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşme esnasında kanamanın meydana gelmesini sağlamaktır.
Genital Estetik
Genital gölgedeki şekil bozukluğu doğuştan varolabilmekte ya da daha sonraları çeşitli nedenlerle gelişebilmektedir (doğum , kaza , vs. ) .Genital bölgedeki bu şekil bozuklukları ,kadının cinsel hayatını hatta günlük yaşantısını olumsuz yönde etkileyebilmekte , zamanla cinsel ilişkiden soğuma, hatta takıntı veya anksiyete gibi ciddi sorunlar da ortaya çıkarabilmektedir.
Kadın dış genital organları,mons pubis dediğimiz göbek altındaki kıllı üst kısım, labia major kıllı dış dudaklar, labia minor kılsız iç dudakalar, klitoris labia minörlerin üsteki birleşim yeri,hymen dediğimiz kızlık zarı vagina girimindeki zar tabakadır. Bazı genç kadınlarda bu dış anatomik yapıların bir kısmı hiç gelişmemiş, az gelişmiş, asimetrik olarak gelişmiş yada fazla gelişmiş olarak bulunabilir. Kadın kendi vücudunu tanımaya başladıkça genital bölgesindeki bu farklılıklar onda problemler oluşturabilir. İlk cinsel beraberliğinde hymen denilen kızlık zarının yırtılmasında olan kanama, konjenital dediğimiz doğuştan olarak kızlık zarının bir türünde olmaz ve durum hem o genç kadın hemde eşi için bazen problem teşkil edebilir. Bu nedenle, cinsel olgunluk dönemine ulaşan kadın, aktif cinsel hayata başlamadan önce rutin muaynesini yaptırarak dış genital sistemini tanımalıdır.
Labioplasti
En sık rastlanan genital estetik sorunlardan biri, dış ve iç dudakların büyüklüğü ve sarkmalardır. İç dudaklar ( labia minör ), klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına kadar uzanan kıvrımlı yapıları oluşturur. Bazı kadınlarda iç dudakların dış dudaklardan biraz taşması doğal olarak kabul edilir. Ancak dış dudaklardan sarkacak şekilde uzun olması tıbben önemli bir sorun yaratmasa da estetik görüntüyü bozarak kadını çözüm arayışına iter. Bazen dış dudaklar ( labium majuslar ) yapısal olarak normalden uzun , büyük veya asimetrik olabilir. Bu durumda cinsel ilişki esnasında penisin itmesi ile labiumlar gerilebilir ve bu da ağrıya yol açabilir. Tüm bu nedenlerle tedavi ve kozmetik amaçlı cerrahi ile labiumlar normal boyutlarına indirilebilir. Asimetri – eğer varsa – giderilebilir. Labioplasti operasyonu daha önceden doğum yapmamış kişilerde de uygulanabilir. Hatta bakire kızlarda bile yapılması kızlık zarı açısından hiç bir problem yaratmayacaktır.
Lokal veya genel anestezi altında 30 – 40 dakika süren işlemde eriyen dikişler kullanıldığı için dikiş alma sorunu da yaşanmamaktadır. Bu ameliyat kızlık zarına zarar vermez, cinsel ilişkiye, orgazma, gebe kalmaya ve doğum yapmaya herhangi bir zararı veya engeli yoktur. Ameliyattan sonra idrar yapma ile ilgili bir sorun yaşanmaz, ameliyat bölgesinde aşırı derecede ağrı ve yanma olmaz. Yara iyileşmesi bir haftada tamamlanır. Ameliyattan 3-4 hafta sonra cinsel ilişkiye girilebilir. Dıştan bakıldığında ameliyat izi fark edilmez. 2 gün sonra duş alınabilir.
Vajenin daraltılması
Diğer bir genital estetik sorun vagen genişliğidir. Bu durum kadınların cinsel ilişki sırasında yeterince haz almalarını engeller. Üstelik sorun sadece bununla da kalmaz; kadınlar, genişleyen vajinaları yüzünden idrar kaçırma gibi sağlık problemleriyle de karşı karşıya kalabilir. Vaginal genişleme nedenleri; Genetik olarak bazı kadınlarda normalde vagina büyük olabilir. Fazla sayıda ilişki, kürtaj doğum, doğumda bebeğin iri olması, Özellikle doğumdan sonra düzgün onarılmayan yırtıklar veya doğum sonrası dikişlerde açılma olması, yaşın ilerlemesi ile beraber vaginada elastikiyet kaybı olması vaginada genişlemelere ve gevşemşlere neden olur.
Bazen cinsel ilişki anında vajen içinden bir takım hoşnutsuzluk yaratan sesler de gelebilir. Eğer bu durumda vajen olması gerekenden fazla geniş ise daraltılarak sorun giderilebilir.
Bazen de cinsel hazzın arttırılması amacı ile daha önce doğum yapmamış, hatta bekar olan bayanlarda da vajen daraltıcı ameliyatlar yapılabilmektedir.
Vajinal genişlik ile beraber genellikle idrar torbasında ve barsaklarda da vaginaya doğru sarkma meydana gelir. İdrar torbasında sarkma idrar kaçırma, sıkışma vb. gibi problemler ortaya çıkarabilir. Vaginal genişleme aynı zamanda ilişki esnasında vaginada normal sulanmayı engeller ve problemi iyice arttırır. Sonuç olarak vajina gevşer, iç – dış genişliği artar ve cinsel haz azalır. Duvarlardaki gevşeme aynı zamanda cinsel partner olan erkeğin duyacağı cinsel hazzı da azaltacaktır. Cerrahi olarak vajinal kanal daraltılmakta ve gevşemiş olan kas yapıları düzeltilmektedir.
İdrar torbası ve mesane sarkması operasyonları
İdrar torbası genellikle doğum sonrası, özellikle iri bebek doğuranlarda ya da çok doğum yapanlarda ortaya çılan ve neticesinde idrar tutamama şikayelerine neden olan, gündelik hayatı olumsuz yönde etlileyen anatomik bir problemdir.
İdrar torbasının vajina içinden girilerek yukarı asılması “Colporaphy anterior ” (ön onarım), barsağın son kısmının ise vajen alt duvarına gömülmesi operasyonları “Colporaphy posterior” (arka onarım) operasyonları olarak anılmaktadır.İşlem çoğunlukla genel anestezi bazen de epidural anestezi altında yapılabilir. Yapılacak işlemin şekline göre operasyon genellikle 15-30 dakika arası zaman alır ve hastalar birkaç gün içerisinde normal yaşantılarına dönebilir.
Sıklıkla operasyon sonrası hastanın bir gün hastanede kalması gerekir. Bazen ise sabah yapılan ameliyat sonrası aynı akşam hasta evine gönderilebilir.
Ameliyat sonrası cinsel yaşantı ise 15-20 gün sonra yeniden başlayabilir.
Epizyotomi nedenlerinin çıkarılması
Epizyotomi normal doğum esnasında bebeğin başı çıkmadan düzgün bir kesi olması amacıyla yapılan ve vajen çıkışının genişletilmesi amacıyla yapılan kesidir. Bu kesi doğumdan hemen sonra dikilerek tamir edilir. Bazen de kötü iyileşmiş epizyotomi nedbeleri nedeni ile ağrılı ilişki veya cinsel tatminsizlik ortaya çıkan çıkabilir. Burada lokal ya da genel anestezi altında var olan nedbe dokusu çıkartılır ve yara yerinde reaksiyona neden olmayan dikiş materyalleri ile yeniden estetik olarak dikilir. Aynı esnada doğumlara bağlı olarak gelişen vajen yırtıkları da düzeltilir.
Vajinismus
Vajinismus rahatsızlığından dolayı cinsel terapi seanslarına gelen çifte “sorunun ne olduğunu” sorduğumda, genelde;
“karı-koca olamadık”
“o işi yapamadık”
“sevişiyoruz ama birleşme olmuyor” gibi cevaplar alırım.
Seansta kadına sorunun nedenini sorduğumda ise “sanki vajinamda bir et var, kapatıyor” ya da “sanki bir duvar var geçemiyoruz” gibi cevaplar gelir.
Peki bu tür sıkıntılara yol açan vajinismus rahatsızlığı nedir?
Vajinismus, birleşme denendiğinde vajinanın dış üçte birlik kısmında bulunan kasların istemsiz, istemeden kasılması olarak tarif edilebilir. Bu istemsiz kasılmalara bacakların kapanması, korku, giriş olmayacağı düşüncesi ve bedenin hemen her yerinde kasılma eşlik eder.
Vajinismus neden ortaya çıkar?
Cinsel eğitimsizlik, kadınların kendi cinsel organlarını tanımamaları, cinselliğin yasak ve bastırılmış olması, bekaret kavramına verilen abartılı önem, yanlış inançlar ve aile yapısı gibi pek çok faktör bu rahatsızlığın oluşmasına sebep olur. Şimdi bu başlıklardan bazılarını biraz daha inceleyelim:
Cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inançların vajinismusun ortaya çıkmasında etkili olduğunu bilinmektedir. Bu yanlış bilgi ve inançların oluşmasında küçüklükte ya da sonrasında duyulan korkutucu hikayelerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Örneğin bir çalışmada vajinismusu olan kadınların % 75’inin koitus (cinsel birleşme) sırasında çok fazla acı duyacaklarından korktukları belirlenmiştir. Ayrıca vajinismuslu kadınların bazılarının, bedenlerinin fiziksel olarak farklı olduğuna inandıkları, kendi cinsel organlarından utandıkları,beğenmedikleri ve hatta anormal sandıkları söylenebilir.
Vajinismusu olan kadınlarda acı korkusu, hamilelik korkusu ve vajinanın çok küçük veya penisin çok büyük olduğu inancından dolayı, penisi içine alamayacağı düşüncesinin yanı sıra “ cinsel ilişki pis birşeydir” düşüncesi de görülebilir.
Vajinismusun sorununun ortaya çıkmasında önemli olabilecek bir diğer unsur ise anne-baba- kız arasındaki aile ilişkileridir. Bazı araştırmacılar vajinismusu olan kadınların çok katı bir disiplin içinde büyümüş olabileceğini, bu ailelerde kuralları babaların koyduğunu, annenin de bu kurallara uymak için elinden geleni yaptığını söylemektedir.
Vajinismus genellikle ilk cinsel birleşme denediği andan itibaren ortaya çıkar. Bu sorunla terapiye gelen çift bunun sadece kendilerinin başına geldiğini sanır, oysaki ülkemizde vajinismus oldukça yaygın bir sorundur. Vajinismusun kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluğu olduğu söylenebilir. Ülkemizde batı ülkelerinden çok daha sık görüldüğü bilinmektedir. Hatta bazı kaynaklara göre ülkemizde cinsel tedavi için terapiye başvuran her iki kadından birinin,yani % 50 sinin vajinismus olduğu belirtilmiştir.
Çift genelde sorunun kendiliğinden geçmesini bekler. Düzelmediğini görünce ilk başvurdukları kişi kadın hastalıkları uzmanı olur, oysaki bu kadınların jinekolojik muayenesi zor ve bazen imkansızdır. Çünkü kadın o kadar çok korkar ve kasılma yaşar ki muayene gerçekleşemez.
Ülkemizde vajinismusu olan ve olmayan kadınları karşılaştıran bir araştırmada şu sonuçlar çıkmıştır: vajinismusu olan kadınların çoğunun cinsellikten aldıkları zevkin düşük olduğu, bu kadınların diğer kadınlara göre daha az sıklıkta cinsel ilişkide bulunduğu.
Birlikteliği süren çiftlerde cinsel birleşme denemeleri zamanla azalır, birleşme olmaksızın cinsellik sürer ancak cinsel ilişkiden ve ilişki sırasında dokunmaktan da zamanla kaçındıkları söylenebilir. Cinsel doyumun bu nedenlerle azalması kaçınılmazdır ve eğer vajinismusu olan kadın ve erkek arasında cinsel ilişkileri hakkında konuşmakla ilgili bir iletişim sorunu yaşamıyorsa tedaviye gelmek için anlaşırlar. Çözüm arayışının genellikle evliliklerinin ilk yıllarında başladığı ancak bazı kişilerde tedavi başvurusunun yıllar sonraya ertelenebildiği de görülmüştür. Bu çiftlerde çocuk sahibi olma isteği ya da çevrenin yaptığı baskı da tedav için gelmelerinde etkili olabilmektedir. Vajinismusu olan çifterde boşanma oranının da oldukça yüksek olduğu belirtilmektedir.
Bazı vajinismus sorunu yaşayan kadınların ise Hymen (kızlık zarı) operasyonu ya da vajinanın lokal anestezik uygulamaları ile tedavi olmaya çalıştıklarını üzülerek duymaktayız. Ancak bunlar vajinismus tedavisinde etkili olmadığı gibi bir sonraki tedavi girişimi için zorlaştırıcı olmaktadırlar.
Ayrıca alkol, psikiyatristin önerisi dışında kullanılan ilaçlar veya jel kullanımı da ortaya çıkan istemsiz kasılmalar ve kaygının ortadan kalkmasını sağlamaz.
Vajinismus tedavisi olarak yapıldığını duyduğumuz bir başka yanlış uygulama ise bu sorunu “tek seansta” çözme önerisidir. Bu amaçla ağrı kesiciler, kayganlaştırıcılar,sakinleştirici-uyku getirici ilaçlar ve lokal anestezik maddeler bir arada kullanılmaya çalışıldığı duyulmaktadır. Bu yöntemler de etkisizdir, çünkü yukarda vajinismusun ortaya çıkmasında etkili olan nedenler sıralandığında görüldüğü üzere vajinismuslu kadının “bedeninde bir bozukluk olduğu” yanlış inancını güçlendirmektedir. Ayrıca bu yöntemlerle uygulanan bazı yöntemler etik de değildir.
Bu sorunun çiftin ilişkisine şu şekilde yansıyabilir; kadın kendini yetersiz ve kadınlığını eksik olarak değerlendirebilir, suçluluk duyar. Erkek ise eşinin kendisini istemediğini ve reddedildiğini düşünebilir ve bu nedenle öfkeli ve kırgın olabilir. Hatta bazı erkekler eşinin bekareti karşısında şüphe duyduklarını bile söyler. Ayrıca erkek yetersizlik hissederek sertleşme güçlüğü yaşayabilir. Yine erkeklerde cinsel isteksizlik ve uyarılma güçlükleri görülebilir. Hem kadın hem de erkekte depresyon da ortaya çıkabilir.
Vajinismus tedavisi olan bir rahatsızlıktır. Tedavinin başında, rahatsızlığın ortaya çıkmasına ve sürmesine neden olan faktörleri anlamaya çalışırız. Tüm vajinismus tedavisi seansları süresince, hem kadın hem de erkekle çalışılır; çünkü sorun sadece kadının ya da sadece erkeğin sorunu değil çiftin sorunudur.
Tedavi süresince cinsel organların yapısı, fizyolojisi ile özellikle vajinanın ya da vajinismusun yapısı hakkında bilgi vermek çok önemlidir.
Tedavide izlenecek adımlar ve süresi hakkında bilgi vererek tedavi sürecine başlanır.
Çiftin etkin katılımı ve iyi eğitimli bir cinsel terapistin işbirliğiyle, vajinismus tedavisi çok büyük oranda yüz güldüren sonuçlar vermektedir.